Lidya Medeniyeti Gomulerine Dair Herşey

Mal bulanındır

Moderatör
Katılım
5 Ağu 2020
Mesajlar
316
Beğeni
880
Puanları
93
Yaş
41
Konum
Yaşamın Olduğu Heryer
Cografi olarak Lidya medeniyeti bolgesinde yasayan hobiseverlerin alttaki konuyu okuyup basarisiz olma şansi yoktur yeterki sabirli dikkatli olalim.

Lidya’nın belki de en belirgin mirası mezarlarıdır. Sardeis’in manzarasına hâkim tümülüsler Lidya’daki antik yerleşmelerin varlığına dair görsel kanıtlardır. Bin Tepe’deki tümülüsler antik çağdan günümüze kadar seyyahların merakını uyandırmış ve bölge eskiden beri arkeolojik ilgiyi üzerine çekmiştir: H. Spiegelthal 1853’te Alyattes tümülüsünü kazmış, A. Choisy ve G. Dennis 1870’lerde 1880’lerde Bin Tepe’deki diğer tümülüslerde araştırma yapmıştır. Sadece birkaç Lidya tümülüsü antik ya da modern definecilerden kurtulabilmiştir, fakat bunlardan geriye kalmış mezar mobilyaları ve ölü hediyeleri ile diğer gömü tipleri, mezar ikonografisi ve yazıtlar yardımıyla Lidya gömü geleneklerini yeniden kurgulamak mümkündür. Mezar buluntuları, yerleşim arkeolojisinin açıklık getiremediği kimlik ve mevki kavramlarını aydınlatırlar; ayrıca Sardeis’in stratigrafisinde çok iyi temsil edilmeyen Pers Dönemine dair bilgiler sunarlar.

Lidya’nın bilinen en erken gömüleri, Erken Tunç Çağı’na ait pithos ya da sandık mezarlardır. Her iki gömü tipi de Batı Anadolu için tipiktir. En erken tümülüslerin ve kayaya oyulmuş mezar odalarının ortaya çıktığı yakl. MÖ 600 öncesine ait gömüler hakkında çok az kanıt vardır. Geç Tunç Çağından sadece bir pithos kremasyonu ve Demir Çağından ise bir toplu gömü dâhil sadece birkaç dağınık mezar bilinmektedir.1 Demir Çağı’nda Sardeislilerin ölülerini nereye gömdüklerini henüz bilmiyoruz. Sardeis’teki bazı kaya mezarlarında MÖ altıncı yüzyıl öncesine tarihlenen malzemeler bulunduğu için, erken mezarların aynı bölgede, Paktolos’un batı tarafındaki nekropolis sırtının etekleri boyunca konuşlanmış olması, fakat MÖ altıncı yüzyılda tahrip edilmiş olması ve/veya yeniden kullanılmış olması mümkündür. MÖ altıncı yüzyıldan itibaren tümülüsler, kaya mezarları, lahitler ve sandık mezarlar Sardeis’teki mezar tercihleri olarak bir arada varlıklarını sürdürmüşler, birçoğu da Hellenistik ve Roma dönemleri boyunca kullanılmış ya da yeniden kullanılmışlardır. Piramit Mezarı ve MÖ beşinci yüzyılda ait bir tapınak mezar burada incelenmeyecek diğer mezar tiplerini temsil etmektedir.2Tümülüsler ve onlar kadar olmasa da kaya mezarlarının dikkat çekici görünümleri, Lidya gömü geleneklerinin genelde anıtsallığa eğilim gösterdiği gibi şaşırtıcı manzaraya yol açmaktadır. Basit sandık mezarlar, lahitler ve doğrudan gömüler kayda geçirilen buluntuların gösterdiğinden muhtemelen çok daha fazla olmalıydılar. Kremasyon gömüler de kullanılmış olmalıdır, ama Lidya’da Geç Tunç Çağı ile Hellenistik Dönem arasındaki zaman dilimi içinde bunlara dair hiçbir ize rastlanmamıştır.


Bin Tepe’nin görünümü

Tümülüsler
Lidya’da 500’ün üzerinde tümülüs tespit edilmiştir ve bunların dağılımı bölgedeki yerleşim düzeni hakkında bize bir fikir vermektedir.3 Lidya tümülüsleri bloklardan yapılmış veya ana kayaya oyulmuş (ya da her ikisi birlikte kullanılmıştır), mezar odalarını veya nadiren taşla sınırlandırılmış sandıkları ya da çukurlara yerleştirilmiş lahitlerin üzerini örtmektedir. Mezar odalarının içindeki gömüler lahitlerin içine ya da klinelerin (sekiler) üzerine yerleştirilebilir. Klineler 50 civarında Lidya tümülüsünde belgelenmiştir ve çoğunlukla kireçtaşı ya da mermerden yapılmışlardır, fakat ana kayadan oyulmuş veya ahşap ve tunçtan yapılmış örnekler de bilinmektedir.4Taştan örneklerin üst yüzeylerine insan şeklinde oyuklar ve/veya yastıklar işlenmiştir. Bazı sekiler çift genişliktedir ve yan yana iki insan şeklinde oyuk barındırır. Sadece bir sekinin bulunduğu mezarlarda klineler mezar odasının arka ya da sağ duvarına yerleştirilmiştir; iki ya da üç sekili mezarlar “L” ya da “Π” şeklindedir. Ahmetli yakınında, MÖ beşinci yüzyılın ilk yarısına tarihlenen Lale Tepe Tümülüsü’nde mezar odasına işlenmiş eşya ve mobilyalar ile zemine yapılmış oyuklar, yedi birey için tasarlanmıştır.Mezar odalı tümülüsler çoğunlukla bir sundurma ve/veya dromosa sahiptir. Taş kapılar metal kabartmalı ahşap benzerlerini taklit eder. Giriş yolunu kapatan bu kapılar, bir mil içine yerleştirilmiştir ve eksenleri etrafında dönerek kapanırlar. Diğer giriş yolları ise “blok tipi” kapılar ile örtülmüştür.6Hatta kapıları çalışır durumdaki mezarların girişleri ya tecrit edilmiş ya da kapatılmış olarak bulunmuşlardır. Dromoslar ise antik çağın bir döneminde blokaj duvarları ile kapatılmıştı ve tümülüs bir kez tamamlandıktan sonra giriş mümkün değildi. Görülen o ki, tümülüsler gömüden önce ancak bir dereceye kadar bitirilmiştir ve sadece defin işleminden sonra ya da gelecekteki definler, hatta belki anma törenleri için ayrılan belli bir süre sonunda son hâline (tam yüksekliği ve çapına) kavuşacaktır. Bazen üzerleri toprakla kapatılmadan önce mezar odaları bir taş dolgu tabakası ile örtülmüştür ve bazı mezar odalarının hemen üzerindeki toprak tabakalanmasında kömür katmanına rastlanmıştır. Kömür bir defin töreninden arta kalanları temsil etmekten çok, mezar odasına tepeden nem girmesini önlemek içindir. Bazı sıra dışı durumlarda benzer yerlerde kireç harcı ve çatı kiremitlerinin bulunması da bununla ilgilidir.7 Bazı tümülüslerde, tümülüsün çeperini ya da çeperi ile eş merkezli bir iç halkayı belirleyen bir ya da daha fazla krepis duvarı vardır. Bazı krepis duvarları bilinçli olarak tümülüs tarafından örtülmüşken, diğerleri açıkta bırakıldığından dolayı, bunların işlevleri belli değildir. Belki de yapım aşamasına katkı sağlamışlar ve/veya tümülüs sınırlarını görsel açıdan sınırlamışlardır.

Tümülüsün dış cephesindeki diğer görsel işaretler arasında phalloslar ve steller bulunmaktadır. Mantar başlı phallos işaretleri Lidya’da yaygındır ve bazıları tümülüslerin tepesinde bulunmuştur, ama neyi sembolize ettikleri açı değildir. Stel ve stel kaideleri bazı tümülüslerin kenarında bulunmuştur. Tümülüslerle ilişkili korunmuş steller kapıları temsil edecek biçimde işlenmişlerdir ve muhtemelen hem mezara, hem eve hem de ölümden sonraki hayata girişi temsil ederken, aynı zamanda aile ölü kültü dâhilinde ölüye karşı saygının ifade edildiği yer olarak hizmet vermektedirler.

Sardeis’in krali mezarlığı olan “Bin Tepe”, Gyges Gölü’nün güneyindeki alçak doğal sırtın inişli çıkışlı arazi üzerindeki 100’den fazla (isminin ima ettiği gibi 1000 değil) tümülüs ile tanımlanır. Bu tümülüslerin Tunç Çağı yerleşim höyükleri ve tahkimli kalelerin yanında konuşlandırılmaları muhtemelen tesadüf değildir ve Sardeis kralları ile soylularının geçmişle bağlarını sağlayan unsurlardır. Tümülüslerin hem yükseklikleri hem de doğu-batı yönündeki ana yolun yakınında bulunmaları, bu mesajın Sardeis ve yolcular tarafından alınmasını garantiliyordu. Tümülüsün şekli belki de Gordion’un eski Phryg hükümdarları ile olan bağın bir ifadesiydi. Bin Tepe’nin en büyük üç tümülüsü Antik Çağdan beri Mermnad sülalesi ile ilişkilendirilmiştir, ama üçünden sadece en büyüğünün Alyattes’e atfı kesin görünmektedir. Bu tümülüs özenle inşa edilmiş avlulu mermer bir odadan meydana gelmektedir. Muhtemelen tek bir defin için tasarlanmıştır, fakat herhangi bir mezar mobilyası ya da iskelet kalıntısına rastlanmamıştır. Bir zamanlar Gyges’e ait olduğu düşünülen ikinci tümülüs artık MÖ altıncı yüzyıla tarihlenmekle birlikte mezar odası henüz bulunamamıştır.

Bin Tepe’deki birçok küçük tümülüs olasılıkla Kroisos’un düşüşünden sonraya aittir ve burada yaşayan Pers soylularının ya da yerel üst sınıfların kendi mevkilerini eski Lidya kralları üzerinden tanımladıklarına işaret etmektedir. Bazı durumlarda, Akhaimenid üslubundaki malzemeler tümülüslerin Pers Dönemi’nde kullanıldıklarını kanıtlamaktadır. Örneğin, BT89.1’de, arka duvardaki kireçtaşı kline üzerinde tek bir gömüye sahip olan mezar odasının dromosunda, sökülmüş hâlde bir Akhaimenid savaş arabasına ait kalıntılar bulunmuştur.Ancak birçok tümülüsün yağmalanmış hâli göz önüne alınırsa kesin bir kronoloji vermek zordur. Daha küçük bazı tümülüsler çıkan buluntulardan dolayı Pers işgali öncesine, MÖ altıncı yüzyılın ilk yarısı veya ortasına tarihlenmektedir.

Lidya’nın diğer kısımlarında daha az tümülüs uygun şekilde kazılmıştır, fakat kazılanlar (ve yağma sonrası haklarında herhangi bir bilgi edinebildiklerimiz) benzer bir manzara sunmaktadır. Lidya Hazinesi’nin gün ışığına çıkarıldığı Güre bölgesindeki tümülüslerden büyük bölümü Pers Dönemine tarihlenir. Definecilerin gözünden kaçmış Basmacı tümülüsü, tahrip edilmeden önce Uşak Müzesi tarafından kazılmıştır ve buluntulardan anlaşıldığı kadarıyla daha erkene, MÖ altıncı yüzyılın ilk yarısı ya da ortasına ait olmalıdır.Form açısından alışılmadık yanları olmakla beraber, bir Lidya tümülüsü içindeki el değmemiş bir gömüye nadir bir bakış sağlamaktadır. Taş dolgu bir dromostan girilen mezar odası ve sundurma kabaca işlenmiş andezit bloklardan inşa edilmiştir; tavan ahşap olmalıdır. Mezar odasının önünde, kısmen yere gömülü olarak enine yerleştirilmiş düzensiz şekilli bir kapaklı lahdin içindeki gömüye in situ ölü hediyeleri eşlik etmektedir.Buluntular kişisel eşyalar ve ziyafet aletlerini içerir: gümüş ayna,tunç iğne, tarak olması muhtemel kireçtaşından bir nesne, küçük bir mermer kadeh, işlenmiş kemik bir disk sağ bacağın yanında yaldızlı süslemeye sahip gümüş alabastronve Korinth aryballosu; başın yanında tunç testi ve makara biçiminde eklentileri olan halka tutamaklı bir tunç kase sol bacağın yanında gümüş omphaloslu kâse, kapak ve testi bacakların arasında tunç halka kulplu ahşap bir kâsenin kalıntıları. Tunç nesneler üzerindeki düzensiz şekiller kefenin varlığına işaret etmektedir.

Yakındaki Toptepe tümülüsünün de tek bir gömüye ev sahipliği yaptığı açıktır. Definecilerin anlattığına göre, gömü başı sağa yönelmiş hâlde mezar odasının arkasındaki kayaya oyulmuş kline üzerine yerleştirilmiştir. Mezar odasının alt kısmı kayaya oyulmuş, üst kısmı ise kireçtaşı bloklar ile tamamlanmıştır. Odanın zeminindeki taş alabastron ve gümüş “şişe” dışındaki bütün ölü eşyaları kline üzerindeki bedenin etrafına yerleştirilmiştir: solda gümüş bir kepçe, ayakların ucunda kouros biçimli tutamağı olan gümüş bir testi. Ölü, oniks ve kırmızı akikten bir kolye, ellerin konulduğu göğüs kısmında korunmuş uçları olan altın aslan başlarıyla biten bir çift cam bilezik takmıştı. Kötü şöhretli deniz atı broşun, pelit pandantifli gerdanlığın küpelerin ve çıngırakların dâhil olduğu kişisel eşyaların yerleri belirtilmemiştir Kabartma süslemeli altın apliklerin seki üzerindeki eşyaların arasına dağılmış hâlde bulundukları rapor edilmiştir. Bunlar bir çeşit kumaşı, ya ölünü giydiği kıyafeti ya da kefeni süslüyorlardı.

Öte yandan İkiztepe’deki ikiz mezar odaları üç gömü yeri barındırır. Odalardan biri, lahit biçiminde kapağı olan sıra dışı tek parça bir klineye sahiptir (uzunluğuna bakılırsa bir çocuk için olabilir). Diğer iki mermer kline standart biçimdedir; biri tek parçadır, diğeri ise iki dikey destek üzerinde bir taş levhadan ibarettir. Her iki odada da klineler mekân boyunca enine yerleştirilmiştir ve başları sağdadır (burada güneydoğuya doğrudur). Bu tip mobilyaların önemi, yerleştirilmeleri sırasında harcanan çabadan anlaşılmaktadır: ikinci mezar odasındaki tek parça kline kapı girişinden geçemeyeceği için inşaatın tamamlanmasından önce buraya koyulması gerekiyordu. Ne yazık ki, İkiztepe’den çıkarılan yaklaşık 125 dikkat çekici nesnenin (değerli metalden, taştan ve kilden vazolar ve aletler ile kemik ve metalden süs aplikleri dâhil orijinal buluntu yerleri sadece tahmin edilebilir ve buluntu dağılımının burada gömülmüş bireylerin kimlikleri hakkında bize verebileceği potansiyel bilgiler de kaybolmuştur.

Basmacı dışında bir Lidya tümülüsündeki kontrollü kazılar neticesinde ortaya çıkarılmış tek el değmemiş gömü, Ahmetli yakınındaki Demirağ tümülüsünün yamacında yer alan ikinci lahit gömüsüdür ve buluntuları sayesinde MÖ altıncı yüzyılın sonu-beşinci yüzyılın başına tarihlenmektedir. Üç çift vazo (lydionlar, lekythoslar ve alabastronlar) ve bir Akhaimenid kâsesi iskeletin ayağının dibine bırakılmıştır. Her vazo çiftinden birer tanesi ölünün her iki yanına yerleştirilmiştir; Akhaimenid kâse ise sağ taraftadır.14 Alaşehir yakınındaki Tilkitepe’de bulunan 2000’de yağmalanmış gömünün “ayak-baş uç şeklinde uzanan ve aralarında tek bir vazo bulunan” iki iskelete sahip olduğu rapor edilmiştir. Vazonun içinde takıların (sekiz küpe, iki makara biçimli çıngırak ve üzerindeki kanatlı aslan betimi dolayısıyla Pers Dönemine tarihlenebilecek bir yüzük) bulunduğu söylenmesine rağmen, bu bilgi doğrulanamamıştır.15


Lale Tepe’deki tümülüs mezar odasının rekonstrüksiyonu


Karnıyarık Tepe’nin rekonstrüksiyonu, birbirinden ayrılmış üst ve alt kısmı ile birlikte



İkiztepe’den kapı taşları


Bin Tepe’nin görünümü


Tümülüs BT 89.1, plan ve dikey kesit


Tümülüs BT 89.1, dromos’taki in situ tekerlerin kalıntıları


Tümülüs figürlü tekerlek dingilleri ve süslemeli çiviler.


Tümülüs figürlü tekerlek dingilleri ve süslemeli çiviler


Basmacı Tümülüsü’nün planı


Basmacı Tümülüsü’nden gümüş ayna

Basmacı Tümülüsü’nde bulunmuş objeler, Korinth aryballosu


Basmacı Tümülüsü’nde bulunmuş objeler, kireçtaşından yapılmış tarak.


Basmacı Tümülüsü’nde bulunmuş objeler, mermer kadeh


Toptepe Tümülüsü’nde bulunmuş gümüş oinokhoe.


Toptepe Tümülüsü’nden pelit pandantifli bilezik


Toptepe Tümülüsü’nden bir çift altın çıngırak


Toptepe Tümülüsü’nden aplikler.


İkiztepe Tümülüsü’nün planı


İkiztepe Tümülüsü'nden gümüş phiale,


İkiztepe Tümülüsü'nden gümüş oinochoe,


İkiztepe Tümülüsü buluntuları, gümüş phiale.


İkiztepe Tümülüsü buluntuları, gümüş süzgeç


İkiztepe Tümülüsü buluntuları, Kadıköy taşı tabak


İkiztepe Tümülüsü buluntuları, bronz tütsü kabı


İkiztepe Tümülüsü buluntuları, yazıtlı sığ kase


İkiztepe Tümülüsü buluntuları, Frigce yazıtlı emzikli gümüş tabak

Kaya Mezarlar
H. C. Butler Sardeis nekropolisinde 1910-1914 ve 1920’deki araştırmalarında en az 1154 oda mezar tespit emiştir, ama yumuşak konglomera kayaçların şiddetli erozyona uğraması yüzünden çoğu tahrip olmuş, bir kısmına da ulaşmak zorlaşmıştır. Harvard-Cornell araştırması nekropolis alanında 10 oda mezar belgelemiştir ve benzer oda mezarlar bugün Manisa sınırları içinde yer alan kuzey ve güneydeki yakın bölgelerden ve Lidya’da başka yerlerden bilinmektedir.16 Butler’nın zamanında bile bunlardan çok azı zarar görmemiş hâldeydi ve bazıları çok daha önceden yağmalanmıştı. Uzun süreli kullanım ve daha sonraki yağmalar, buluntu veren mezar odalarının dahi tarihlendirilmesini zorlaştırmaktadır, ancak nekropoliste gün ışığına çıkarılan ve belgelenen arkeolojik malzeme, MÖ altıncı yüzyıldan Roma Dönemi’ne kadar Sardeis ve civar bölge sakinlerinin mezarlarını bu yumuşak ana kayaya oyduklarını ve daha eski mezar odalarını kullandıklarını göstermektedir.

Sardeis civarındaki kaya mezarları Lidya tümülüsleri ile birçok ortak noktayı paylaşır.17 Çoğunun Antik Çağ’da mühürlenmiş kapı girişlerine uzanan bir dromosu vardır. Nekropolis civarında bulunmuş steller muhtemelen Mezar 813’de olduğu gibi dromos girişinin dışına dikilmişlerdi. Steller anthemion tepe süsleri ya da bazıları yazıtlı olan ve tümülüslerdeki örneklerine benzeyen kapı betimleri taşır.Mezarlar içinde gömü yerlerinin belli olduğu durumlarda, gömülerin konumlarında dikkat çekici bir çeşitlilik gözlemlenmektedir. Bazıları form olmasa da düzenleme açısından klinelere benzeyen (ara sıra görülen yüksek bir bordür dışında süsleri yoktur) sabit sekiler üzerine yerleştirilmiştir. Diğerleri ise mezar odalarının zeminindeki lahitlere ya da zemin içine oyulmuş çukurlara; sekilerin üzerine veya sekilere oyulmuş sandıklara koyulmuştur. Sonuncu örneklerde muhtemelen ikinci kullanım söz konusudur. Sekilerin üzerinde bulunmuş ahşap ve metal kalıntıları lahitlere ya da tabut sehpasına ait olabilir. Bununla birlikte sekiler bazen gömülerden ziyade sunuları barındırır.

Yakın zamanda kazılmış olan Mezar 03.1’in mezar odası en temel ve yaygın tipi temsil eder. Mezarın geçmişi boyunca kapatılmış ve birkaç kez açılmış bir kapı ve geçiş yolu ile girilen odanın yumuşak ana kayadan oyulmuş “Π” şeklinde kesintisiz devam eden sekisi vardır. İskelet kalıntıları yan yatmış şekilde bulunmuştur; başlar mezar girişine bakmaktadır ve arka sekideki başka bir gömü bozulmuştur. Yan sekilerden birindeki gömünün yanında taş alabastron bulunmuştur; diğeri ile birlikte birkaç lekythos ele geçmiştir. Bu buluntular ve odanın dolgu toprağından gelenler — kırmızı figürlü bir askos, siyah açkılı palmet kâsesi, birkaç cam vazo ve bir boncuk öbeği; MÖ beşinci yüzyılın sonu ya da dördüncü yüzyıla işaret etmektedir.

Diğer kaya mezarlarında, sekisiz tek oda mezarlardan çoklu gömü sekilerine sahip çok odalı komplekslere kadar bir dizi başka düzenleme belgelenmiştir. Bazılarında her iki yanda sekisi bulunan bir ön oda ya da sonraki tarihlerde muhtemel bir genişlemeye işaret eden ek odalar mevcuttur. Bazı sekiler iki yada üç katı genişliğindedir ve bireysel gömü yerleri kazıma çizgilerle belirtilmiştir. Çifte sekilerin varlığı özellikle ilginçtir, çünkü bunlar bazı Lidya tümülüslerinde sabit olarak (kireçtaşı ve mermerden) görülür ve aslında Lidya’ya özgü bir özelliktir. Yan duvarlar boyunca devam eden tekli sekiler ve arka duvardaki çifte seki, Lale Tepe’de sabit olarak oyulmuştur (Şek. 2). Bu düzenleme odanın arkasına daha fazla önem atfetmektedir ve aslında bakılırsa böyle bir tercih arka sekide detaylara gösterilen büyük özen (işlenmiş bordürler) ve hatta prestij eşyalarının burada toplanmasından anlaşılmaktadır. Örneğin Mezar 836’da Akhaimenid üslubundaki elbise süsleri ve gümüş sigloslar arka sekide bulunmuşken, iskelet kalıntıları yan sekilerde iki ya da üç başka gömünün varlığına işaret etmektedir. Mezar 03.1’in de dâhil olduğu birçok durumda , arka sekinin önünde basamaklar yer alır. O hâlde birçok Lidya kaya mezar odası, muhtemelen bir ailenin bireylerine uzun süre hizmet eden, birden çok defne uygun yerlerdir ve Hellenisik ile Roma dönemlerinde yeniden kullanıldıkları aşikardır.


Sardeis nekropolisindaki kaya mezarlarının görünümü


Sardeis nekropolisindaki kaya mezarlarının görünümü


Mezar 813, dikey kesit ve plan


Mezar görünümü


Mezar görünümü


Haliller’den yazıtlı anthemion mezar steli.


Mezar planı


Mezarın dışarıdan görünümü


Mezarın iç görünümü


Mezar kazısı


Mezar buluntuları


Sardeis’ten “tipik” kaya mezar


Lale Tepe’deki tümülüs mezar odasının rekonstrüksiyonu


Sardeis’teki Pers Dönemi mezarlarının bir tanesinden altın aplikler

Lahitler
Lahitler her iki anıtsal Lidya mezarlar tipinde, yani tümülüsler ve kaya mezarlarında görülür.Tümülüslerde, toprak yığını tarafından örtülen bir sandık mezar ya da çukurun içine yerleştirilmiş birincil veya tümülüslerin eteklerinde ikincil gömü mekânı olarak işlev görürler. Kaya mezarlarında ise zeminde, sekilerin üzerinde ya da sekilere oyulmuş sandıkların içinde bulunurlar. Hacı Oğlan ve Şeytan Dere mezarlıklarında olduğu gibi, lahitler ayrıca tek başlarına, tümülüslerle örtülmemiş toprak çukurların içinde bulunurlar. Pişmiş toprak ve taş lahitler bu mezarlar tiplerinin hepsinde açık bir dağılım ve ayrıcalıklı bir tercih olmaksızın bulunurlar. Bununla birlikte taş lahitler bütün tiplerde daha fazladır.

Lidya pişmiş toprak lahitleri düşük ısıda pişirilmiş dayanıksız kaba hamurdan imal edilmiştir; dolayısıyla çok azı günümüze bütün halde gelebilmiştir. Bazıları basit geometrik süslemelere sahiptir. “Küvet” biçimli kireçtaşı lahitler MÖ beşinci yüzyıl kadar erken bir tarihten itibaren görülürler ve Hellenistik Dönem boyunca kullanılmışlardır. Bunlar tek parçadır ve semerdam çatılı ya da ters çevrilmiş “küvet” biçiminde kapaklarla örtülmüşlerdir. Dikdörtgen taş lahitler ve nadir bir örnek olarak Basmacı’daki gibi zemine oturtulmuş yuvarlatılmış dikdörtgen örnekler daha az yaygındır. Çürümüş ahşap ve metal kalıntıları ahşap lahitlerin de kullanılmış olduğunu göstermektedir, ama bunların görünümleri hakkında fikrimiz yoktur. Bin Tepe’deki bir tümülüsten çıkarılmış selvi ve tunç levha kalıntıları lahit olarak restore edilmiştir, ama muhtemelen ayakları mezar odası zeminindeki kertelere yerleştirilen bir sedire aittir.
Bütün Lidya mezarları gibi, sadece birkaç lahit zarar görmemiş hâlde bulunmuştur. 1989’da Hacı Oğlan bölgesinde kazılan ve buluntuları dolayısıyla MÖ beşinci-üçüncü yüzyıl arasına tarihlenen 10 “küvet” biçimli lahit içinden sadece üç tanesi el değmemiş durumdadır.Bir tanesi iki gömüye ev sahipliği yapmaktadır. Bu gömülerden biri yaldızlı kil boncuklu kolyeler takmıştı. Lahitin içindeki buluntular arasında dört taş alabastron, lahitin dışarısında iki lekythos, her biri bir köşede duracak şekilde, yerleştirilmiştir. Dışarıdaki sunuların lahitlerin köşelerine yakın veya onlara dayalı olarak koyulması Hacı Oğlan’da iki mezarda izlenmektedir. Yakındaki Mezar 61.3 iki gömü ve lahdin güney kenarın boyunca (ayak tarafı) dizilmiş dış sunular (dört keramik alabastron ve Hellenistik unguenteraium) barındırır. Bir başka Hacı Oğlan lahdinde içindeki tek iskeletin sağ eline yakın, gümüş bir phiale, ve ayak ucunda iki taş alabastron ve bir tunç testi bulunmuştur.


Basmacı Tümülüsü’nün planı


Hacı Oğlan Mezarlığı'nın planı

Sandık Mezarlar
Sardeis yakınlarından Lidya Dönemine ait birkaç sandık mezar bilinmektedir.Bazılarının içi taş döşeli, üzerleri yaprak kayaçlarla kapalıdır. 1922’de kazılmış istisnai bir örneğin içi ve üzeri mimari pişmiş toprak levhalarla kaplanmıştır.26Nekropolis içindeki İndere mezarlığındaki iki sandık mezardan çıkan buluntular, bunların en az bir kaya mezarı ya da tümülüs mezar odası kadar zengin ölü hediyelerine sahip olabileceğini göstermiştir. Arkaik içki ve yağ kaplarından oluşan kaliteli bir buluntu grubu dışında, Mezar 61.2’de kavun biçimli altın boncuk, altın bir tele asılı akik süs ve gümüş şahin pandantif ki bunlar yağmadan arta kalanlardır ele geçmiştir. Dikkat çekici diğer bir buluntu grubu, tatlı ve tuzlu su istiridyesi kabukları ile çok sayıda aşık kemiğidir. Sonuncusunun oyunlarda kullanıldığı nerdeyse kesindir ve diğer Yunan ve Anadolu mezarlarında da rastlanır.

Öte yandan kabukların ne anlama geldiği pek belli değildir. İçlerinden birine delik açılmıştır ve dolayısıyla bir kolye ya da başka bir takıya eklenmiş olabilir. Diğerleri ise kap olarak kullanılmışlardır ya da yemek sunularından geriye kalanlardır. Bu tip sandık mezarlar, kaya mezarlar, lahitler ve hatta bazı tümülüslerin de yer aldığı Sardeis’in aynı mezarlık alanlarında görülür. Butler tarafından kazılan nekropolis mezarlarından biri büyük bir sandık mezar olarak kabul edilebilir, zira hiçbir girişi bulunmayan dikdörtgen bir çukurdur; bu durumda giriş üstten sağlanıyordu. Buluntular MÖ altıncı yüzyılın başlarına tarihlenir ve Lidya dilinde yazıta sahip kayık biçimli bir kap ile Phryg metal kabının kil taklidini içermektedir. Phrygia etkili kaplar ile birlikte 40 kadar daha küçük kap, Gordion’daki Phryg tümülüslerinde bulunan gömü buluntularını hatırlatacak şekilde büyük bir kilden krater içine koyulmuşlardır.


Sandık mezar buluntuları


Sandık mezar buluntuları, Oryantalizan bezemeli skyphos


Sandık mezar buluntuları, şeritli kase


Sandık mezar buluntuları, rozetli kase


Sandık mezar buluntuları, altın tel üzerinde akik pandantif


Sandık mezar buluntuları, altından kavun biçimli boncuk


Ölü Hediyeleri ve Gömü Gelenekleri
Hiç bozulmamış ya da kısmen bozulmuş gömüler hakkında yukarıda verilen açıklamalar doğrultusunda, Lidya ölü hediyelerinin belirli gömü tiplerine özgü olmadığı açıktır. Aynı tipteki hediyeler bütün Lidya mezar tiplerinde görülmektedir. En yaygınları süs ve ziyafet eşyalarıdır. Yukarıda Toptepe ve Hacı Oğlan 89.1’de görüldüğü gibi, çoğu kez ölü, takılarını ve elbise süslerini kuşanmış şekilde defnedilmiştir. Butler nekropolisteki bir mezar odası içinde bulunan genç bir “geline” ait del sürülmemiş lahdi şöyle tarif etmiştir: Buluntuların yerleri ölünün altın saç bantları, altın küpeler, boncuklu bir kolye, aslan süslü bir altın yüzük taktığını ve apliklerle süslü bir kıyafet giydiğini göstermiştir.Lidya mezarlarında ele geçmiş iskeletlerin çok azında analiz yapılmış olmasına karşın, böyle takıların sadece kadın mezarlarıyla sınırlı kaldığını düşünmek mümkün değildir Diğer birçok nekropolis mezarı ve yağmalanmış tümülüste (Lidya Hazinesi’nin bulunduğu tümülüsler, Tilkitepe ve diğerleri) kolyeler yüzükler küpeler bilezikler , iğneler, broşlar ve elbise süsleri ele geçmiştir. Bu nesneler genellikle altından yapılmıştır, ama cam ve neceftaşı ve akik gibi renkli taşlardan imal edilmiş olanlar da kullanılmıştır. Birçok kişisel mühür yüzüklere monte edilmiş ya da Butler’ın bulduğu nekropolis örneklerde ve Lidya Hazinesi’nde görüldüğü gibi pandantif şeklinde takılmıştır. Bunlar hem süs eşyaları hem de kimlik veya mevki sembolleri olarak anlaşılmalıdır.

Butler’ın nekropoliste bulduğu ve 1989’da Bin Tepe’de bir lahitte ele geçen fayans “Horus’un gözleri” tılsımları da sembolik önem arz etmekteydi. Mezar 61.2’den gelen gümüş şahin pandantifinin sahibi için ne anlam ifade ettiği merak konusudur. Elbette değerli malzemeden bütün nesneler zenginlik ve mevkiyi sembolize ettikleri kadar sahiplerini de süslüyorlardı. Fiziksel olarak takılmayan diğer nesneler de süslenmeyle ilgili buluntu gruplarına ayrılabilir: tunç ve gümüş aynalar , ahşap ve kireçtaşı taraklar, küçük kemik veya metal aletler ve taş ya da metalden kozmetik kutuları. Sardeis Mezarı 75’ten çıkan altından 3 küçük aslan böyle bir kozmetik kutusunu ya da pyksisi süslemiş olabilir.Bu tip süs eşyaları ve kişisel nesnelerin ölülerin cinsiyetine göre dağılımını tespit etmek zordur, zira el değmemiş gömülerin sayısı azdır ve analiz için kullanılabilecek iskelet kalıntıları daha da azdır.

Ziyafet araç gereçleri de bütün Lidya mezar tiplerinde bulunmuştur ve çok çeşitli formlar ile aletlerden meydana gelmektedir: keramik kadehler, kâseler, tabaklar ve testiler değerli metalden phialeler ve diğer kâseler taştan oyulmuş kâse ve tabaklar; ahşap ve daha nadir olmak üzere cam vazolar Bir Lidya mezarında ortaya çıkarılmış en kapsamlı ziyafet donanımı yukarıda bahsedilen İkiztepe mezarından gelmektedir. “Standart” ziyafet donanımının zarif örneklerinin (gümüş ve tunç phialeler, oinokhoeler, testiler ve kâseler, yanı sıra, gümüş süzgeçli akıtacak ve süzgeç akıtacaklı kâse , gümüş kepçe , gümüş ve tunç tütsü kapları , tunç üç ayak, gümüş kaşık, kaşık sapı, büyük kepçe, tunç ıspatula, muhtemelen masalara ya da başka mobilyalara ait ahşap kalıntıları ve dekoratif amaçlı küçük kemik hayvan figürinleri. Yakında, Saruhanlı civarında yer alan Aktepe ve Mitralyöztepe’deki kurtarma kazıları dekoratif kemik ve fildişi parçalarını gün ışığına çıkarmıştır, ama bunların işlevleri açık değildir. Lidya’da ziyafet donanımına ve gömü klinelerine eşlik eden masa ile diğer mobilyalara ait daha fazla kanıt bulunmamaktadır.

Bazı mezarlarda bulunan kandiller de ziyafet araç gereci olarak düşünülebilir. Toptepe Tilkitepe ve Butler’ın kazdığı mezarlardan birinden gelen gizemli altın çıngırakların ziyafet donanımına dâhil olduğu düşünülmüştür. Sopalara takılan çıngıraklar eğlence veya törenlerde ses çıkarmak için kullanılmış olabilirler.

Lidya mezarlarındaki ölü hediyeleri arasında en yaygın keramik formları muhtemelen parfüm içeren küçük yağ kapları, yani lydionlar, lekythoslar ve alabastronlardır. Hellenistik Dönemde bu formlara ince unguentariumlar katılır. Hepsi de kildendir, ama Lidya alabastronları genellikle taştan (su mermeri ya da mermerden) imal edilir. Nadiren gümüş alabastronlar ve bir örnekte gümüş lydion Lidya gömü hazineleri arasında görülür. Cam alabastron ve aryballoslar Sardeis mezarında, kokulu yağların dökülmesinde kullanılan Attika malı kırmızı figürlü askosu ile birlikte, bulunmuştur. Diğer ithal yağ mataraları arasında, Sardeis nekropolisi ve Güre yakınındaki tümülüslerden Korinth ve Rodos aryballosları ve Spiegelthal tarafından Alyattes tümülüsünün mezar odasında bulunmuş Mısır alabastronu vardır.

Ancak sayıları ithal mallardan fazla olan yerel mallar, gelişen yerel parfüm pazarına işaret etmektedir. Bunların neden çok önemli ölü hediyeleri olarak görüldükleri açık değildir. Kişisel temizliğe ilişkin olabilecekleri gibi, hayatın hazlarını ya da -eğer muhtevası pahalıysa- zenginliği temsil edebilirler. Alternatif olarak bunlar, ziyafet donanımına dâhil edilmeleri mümkündür, çünkü parfümler ve tütsüler ziyafetlerde lüks bir atmosfer yaratmak için kullanılabilirler. Böyle formların, İkiztepe’deki ziyafet donanımlarında olduğu gibi gümüşten imal edilmeleri (kil ve taştan olanlar da dâhil), bu yağ mataralarının (ve muhtevalarının) Lidya ziyafet araç gereçleri içinde önemli bir yer tuttuklarını göstermektedir. Kokulu yağlar, antik Yunanistan’daki gibi bedenin defin için hazırlanmasını içeren gömü törenlerinde özel (ve pratik) bir rol oynamış olabilirler. Bu işlevleri, yağ mataralarının lahdin dış köşelerindeki konumlarını ve muhtemelen lahit kapaklarındaki deliklerinden bırakılmalarını açıklayabilir. Yağ kaplarının yukarıda adları geçen Demirağ ve Hacı Oğlan lahitlerinde dengeli çiftler şeklinde görülmeleri de dikkat çekicidir, ama anlamı açık değildir.

Lidya mezarlarında her türlü silah çok nadirdir. Tek örnek, Para Bulunduğu Tepe olarak bilinen tümülüsünde ele geçmiş bir mızrak dibidir.Tümülüsün yerel ismi burada bir zamanlar sikke bulunduğunu akla getirmektedir. Başka mezarlarda sikkelere sadece ara sıra rastlanır. Bunun tek dikkat çekici istisnası, 1922’de kazılmış “Altın Çömlek Mezarı” olarak bilinen kaya mezarıdır. Mezarın dışında, kaba bir gri mal cömlek içinde 30 croeseid sikke bulunmuştur.Diğersıra dışı mezar buluntuları yukarıda bahsedilen Sardeis nekropolisindeki bir mezarın dolgu toprağında bulunmuş küçük bir fildişi baş gibi heykel parçaları ve bir kurtarma kazısında İkiztepe’de ele geçmiş kumtaşı baştır. İkiztepe’de ayrıca tunçtan küçük bir horoz ve demirden at başı da kazılmıştır, ama bunların başka nesnelere iliştirilip iliştirilmediği belli değildir. Lidya Hazinesi’nin bulunduğu mezarda gün ışığına çıkarılmış altın takı işçiliğinde kullanılan bir grup kalıp ve delgeç ile aplik, mezar sahibinin yaptığı işin ölü hediyeleri ile belirtildiğini akla getirmektedir. Sardeis nekropolisindeki Mezar dan çıkarılmış kayık biçimli akıtacaklı kap, Bin Tepe’deki bir tümülüsün içinde bulunduğu rapor edilen bir ahşap kayık ile ilişkilendirilmiş ve ölümden sonra Styks nehrinin geçilmesi inancının varlığına kanıt olarak kabul edilmiştir. Mezar içindeki birçok parçanın dağılımı (diğer kaplar büyük bir kraterin içine koyulmuştur), Hitit gömü törenlerindeki gibi sıvı sunu sonrasında keramiklerin ritüel amaçlı kırıldığını düşündürmektedir. Sanat karaborsasında kendisin gösteren (şimdi Manisa’dadır) benzer bir vazo da muhtemelen mezar buluntusudur, ancak bu formun ev kontekstlerinde görülmesi , bunun önemini belirsiz bırakmaktadır.

Genel olarak bu ölü hediyeleri kişisel ya da aile zenginliğini, bireysel ya da kültürel kimlik ve mevkiyi veya merhumun yaşarken geçirdiği zamanları ifade edebilir. Eğer ziyafet (ve parfüm) kapları bırakılmadan önce törenlerde kullanıldıysa ve sunuların ölüye yarar sağlayacağına inanıldıysa, bunlar aynı zamanda Lidyalıların gömü geleneklerini ve ölüm ile ilgili inançlarını aydınlatmaktadır. Hacı Oğlan lahdi gümüş bir phialenin iskeletin sağ eline ya da yakınına koyulması, bu yemek ve içki kaplarının bazı durumlarda ölünün sembolik kullanımı için bırakıldığına işaret etmektedir. Ne var ki, Phrygia’nın aksine Lidya’da gömü ziyafetine (yani gömü yerinde matem tutanların katıldığı yemek) dair doğrudan kanıt bulunmamaktadır. Lidya mezarlarındaki bazı kaplarda bulunan yanık izleri ve Lidya tümülüslerinden çıkan pişirme kapları gömü yerinde ziyafet yapıldığını düşündürmektedir. Gömülerin yaygın olarak klinelerin üzerine bırakılması, ölülerin ziyafete katılan biri gibi algılandığını akla getirmektedir. Fakat klineler hem yatak hem de ziyafet sekileri şeklinde işlev gördüğünden, tek başına bu form ikna edici değildir ve ölülerin ziyafet katılımcılarından biri olarak tasviri bile gerçek bir gömü ziyafetinin varlığına kanıt değildir. Aslında Lidya gömü ikonografisinde, kabartma stellerde ve Sardeis’teki bir tapınak mezarın işlemeli alınlığında ziyafet betimleri mevcuttur ancak bu sahneler bile ölüm törenlerinden ziyade, ölünün hayattaki anlarını yansıtıyor olabilir.Ziyafet bir üst sınıf ayrıcalığı olduğu için, ziyafetle ilgili nesnelerin ve sahnelerin bir gömü kontekstinde bulunması, mezar sahibinin cenaze törenlerinden ziyade (veya onunla birlikte), hayattayken bulunduğu mevkiyi (ve beğenilerini) gösterebilir.

Cansız bedenin defin için hazırlanmasına gelince sadece şunu söyleyebiliriz: Ölü takı ve giysi ile süslenmekte ve bazen bir kefene koyulmaktaydı. Bu uygulama için kanıt, metal ölü hediyelerinin üzerinde bulunan kumaşa ait düzensiz şekiller (Basmacı’da) ve hediyelerin arasına dağılmış hâlde bulunmuş ve bir zamanlar ölünün üzerindeki kıyafete dikili olan altın yaprak apliklerdir (yukarıda adı geçen Toptepe ve Bin Tepe’de Sarıkız lahdinden muhtemelen bir tümülüs ile ilişkili 370 aplike Bozulmamış gömülerde yapılan çalışmalar ölülerin doğrultusunda bell bir şablonun olmadığını göstermektedir. Hacı Oğlan lahitlerinde, ölülerin başlarının bütün ana yönlere doğru baktığı örnekler vardır. Bir lahit içinde iki gömü belgelendiği zaman, bunlar ya başları yanı tarafa gelecek şekilde (Hacı Oğlan Mezar 61.3’teki gibi) ya da “ayak-baş uç” şeklinde yatırılmıştır. Kaya mezarların ve tümülüslerin mezar odalarında ölünün yönü, ana yönlerden ziyade odanın genel planı ya da klinelerin konumuna göre belirlenmektedir; klinelerde başlar sağa bakmaktadır.Sekiler genişliklerine kıyasla ve üzerlerindeki gömü oyuklarından daha fazla gömü taşıyabilirler. Salihli yakınındaki Kordon tümülüsünde, mezar odasının arkasındaki çifte klineye zaman içinde 30 gömü yapılmıştır.

Mevcut kanıtlara dayanarak, birden fazla gömü yerine sahip mezarların MÖ altıncı yüzyılın ikinci yarısına ya da daha geçe tarihlenebildiğini, dolayısıyla bunların Pers Dönemine dair bir uygulama olduğunu söyleyebiliriz. En erkene tarihlenebilir Lidya mezarlarından biri olan Mezar buluntularının kronolojik sınırlarına ve durumlarına bakılırsa, anlaşılan tek bir gömü için tasarlanmıştır .Öte yandan üst sınıflara ait tek gömüler hiçbir zaman kullanımdan kalkmamıştır.

Muhtemelen sadece tek bir gömüye ve açıkça Akhaimenid malzemesine sahip bazı tümülüsler mevcuttur Pers yönetimi altında Lidya’da sosyal yapı ve hareketlilikte yaşanan değişimler bu dönemde çoklu gömü içeren mezarların ortaya çıkışını açıklayabilir. Aynı mezara defnedilmiş kişilerin aralarındaki kan bağı iskelet kalıntılarıyla kanıtlanmış değildir, fakat mezarların ev benzeri nitelikleri ve yazıtların mezar sahipleri arasındaki aile bağlarını detaylandırdığı Lykia’dan karşılaştırmalı kanıtları göz önünde bulundurduğumuzda, bu tip ilişkiler mümkündür. Ölenlerin etnik bağlantıları ise anlaşılması daha zor bir durum arz eder. Hem kaya mezarlarından hem de tümülüslerden çıkan -metal kaplardan mühürler ve takılara kadar- Pers ve Pers etkili malzeme mezar sahiplerinin kendilerini Pers soyluları ile ilişkilendirdiklerini ya da Akhaimenid prestij mallarına erişebilen (ya da beğenileri bunlar tarafından şekillendirilmiş) yerel üst sınıflar olarak nitelendirdiklerini düşündürmektedir. Ancak Akhaimenid üslubundaki buluntular mezar kullanımını Pers Dönemine yerleştirebilirse de mezar sahibinin etnik anlamda Pers olduğunu açıkça kanıtlamaz. Bununla birlikte Sardeis’teki kaya mezarları ve Lidya genelindeki tümülüsler arasındaki üstünlüklerine bakılırsa, Pers üslupları ve mevki sembolleri yerel gömü tipleriyle etnik kimliğe bakmaksızın iç içe girmiştir.


Nekropolisten gelen mezar yazıtları Sardeislilerin Pers Dönemindeki etnik kimliklerine ve inançlarına ışık tutmaktadır. Mezar odalarıyla ilişkili bazı yazıtlı steller mezar sahibinin ismini zikretmekte ve mezara izinsiz girenlere karşı tanrısal koruma ve/veya lanetleme ifadeleri içermektedir. Böyle metinler sadece mezar ve stel gibi cenaze ile ilgili kelimelerin Lidya dilindeki karşılıklarını vermekle kalmaz, fakat aynı zamanda Lidyalıların gömü ve mezar anıtlarına verdikleri önemi gösterir. Lanetleme ifadeleri Sami kökenli olmakla birlikte (bir çift dilli lanetleme yazıtı Lidya-Arami dilindedir), yerel Anadolu tanrılarına yapılan dualar (bazı örneklerde Sardeis ve Ephesos Artemis’i, Kybele ve diğerleri) uygulamanın yerel gelenekten geldiğine işaret etmektedir Ne var ki, yukarıda Kordon tümülüsünde değinildiği gibi, Mezar odalarının yeniden kullanımı ve tek ya da çift kişilik mezarların birkaç nesil boyunca hizmet etmiş olması lanet tehdidi ekonomi ya da aile geleneğinin üzerine ağırlığını bütünüyle koymadığını göstermektedir.

Son olarak Lidya gömü geleneğinin belirsiz bir özelliğinden bahsedilebilir: Tümülüslerden çıkan az sayıdaki buluntu ile varlığını öne sürebileceğimiz ekphora, yani ölünün tekerlekli araba üzerinde mezarına defneden cenaze alayı. dromos girişinin hemen dışında, üst üste koyulmuş Akhaimenid savaş arabası tekerlekleri ve mezarı girişinin yakınında iki tip dingil çivisi bulunmuştur Harta tümülüsünde, 1960’larda araba alayının tasvir edildiği bir duvar resmi gözlemlenmiştirBunlar Anadolu’nun komşu bölgelerindeki (Batı Phrygia, Mysia ve Troas) çağdaş mezarlarda ortaya çıkarılmış tekerlek buluntuları ve Anadolu-Pers gömü sanatındaki araba alayları ile karşılaştırılmıştır. Böyle sahnelerin cenaze alayı olarak okunmalarına yakın zamanda karşı çıkılmıştırHatta mezarlardaki sökülmüş arabaların cenaze arabaları değil, mevki göstergesi olarak işlev gördükleri ifade edilmiştir. Dolayısıyla Lidya cenaze törenlerinde ekphoranın varlığı daha başka kanıtlar elde edilene dek belirsiz kalacaktır. Lidya gömü geleneklerinin diğer birçok özelliğinde olduğu gibi bilgi birikimimiz, yasa dışı kazılar ve arkeolojik kontekstlerin haksız tahribi yüzünden büyük ölçüde eksik kalmaktadır.​


  • Lidya Hazinesi’nden tunç tütsü kabı​


  • Toptepe'den bir çift altın çıngırak​


  • Sardeis Mezar 213’ten bir altın çıngırak​


  • Oturan koç biçimli takı kalıbı, Lidya Hazinesi’nden​


  • Hacı Oğlan Mezarlığı'nın planı​


  • Tümülüs plan ve dikey kesit​


  • Tümülüs , dromos’taki in situ tekerlerin kalıntıları​


  • Tümülüs BT 89.1’den figürlü tekerlek dingilleri ve süslemeli çiviler,​


  • Fgürlü tekerlek dingilleri ve süslemeli çiviler,​
Tum hobiseverlere bol nasipler keyifli ar-ge ler dilerim​
 
Üst