Hatay Yöresinde Gezilecek Antik Yerler

Mal bulanındır

Moderatör
Katılım
5 Ağu 2020
Mesajlar
316
Beğeni
880
Puanları
93
Yaş
41
Konum
Yaşamın Olduğu Heryer
Hatay bölgesindeki hobiseverler için gözlem yapmak ve fikir edinmek için belli başlı yerler ve özelliklerini sunuyoruz.

Hatay’da 150 adet Arkeolojik sit alanı, 5 adet doğal sit alanı (Antakya, Harbiye,Reyhanlı-Yenişehir, Kırıkhan Gölbaşı Erzin Başlamış), 1 adet kentsel sit alanı (Antakya) bulunmaktadır.


Açana (Alalah) Hitit Saray Harabesi

Antakya Reyhanlı Karayolunun 22. km.sinde yolun sağında yer almaktadır. M.Ö.19 ve 15.yüzyıllara ait iki saray kalıntısı mevcuttur. Aççana Höyüğü antik “Alalah şehrinin kalıntısıdır. İlk iskân M.Ö. 3400 yılında başlamıştır. Mısırlılar, Mitaniler, Mezopatomya devletleri ve Etiler gibi kavimlerinin de yerleşim alanı olarak kullandığı 17 yerleşme tabakası mevcuttur. 4. 7. tabakalarında büyük saraylar vardır. En eski saray 7.tabakalarda Babil Kralı Hammurabi ile çağdaş Yamhat ve Hitit Prensi Yarım-Lim tarafından inşa ettirilmiş olanıdır. Bu saray M.Ö. 18.yüzyıla aittir.

M.Ö.15.yüzyıla ait 4.tabaka sarayı bu sarayın hemen bitişiğindedir. Kral Nigme-Pa’ya aittir.
Saraylar taş temeller üzerine kerpiçle inşa edilmiş olup daireler bir iç avlunun etrafında sıralanan mekânlar dizini halindedir. Geleneksel 2.bin Hitit mimarı örneklerindendir.



İmma Antik Kenti
Antakya-Cilvegözü yolu üzerinde, Reyhanlı yakınlarında Roma ve Bizans dönemlerinde “İmma” adıyla anılan bir yerleşim yeridir.


Tell Tainat
Yapılan kazılarda bir Hitit sarayı ile tapınağın ortaya çıkarıldığı Tainat’ta bulunan eserler bugün Hatay Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir.


Kiliseler ve Kabartmalar

St. Pierre (Aziz Petrus) Kilisesi ve Çevresi

Asi Antiokheası üç büyük dinden birisi olan Hıristiyanlığın bir din olarak şekillendiği, ilk kez Hıristiyan toplumunun ortaya çıktığı ve Hristiyan adının dünyada ilk kullanıldığı yerdir. Habib-i Neccar Dağı’ nın batı yamacında yer alan Aziz Petrus halk arasında bilinen ismiyle mağara kilisenin ilk Hristiyanlar tarafından kullanılmış ve Hristiyan inancının en eski kilisesi olduğuna inanılır. Hıristiyanlık inancının o dönemin büyük metropollerinden olan Antiokheia (Antakya) da MS 40 yılında ilk kez din olarak ortaya çıkması ve bu dine mensup cemaate ilk kez Hıristiyan kelimesinin Antiokheia da kullanılması bu inancın doğruluğunu pekiştirir. St. Pierre Mağara Kilisesi 1963 yılında St. Pierre Kilisesi dünyanın ilk mağara kilisesi olarak Papalık tarafından haç yeri olarak ilan edilmiştir.

Kilise, Asi Nehri’nin doğu yakasında, Staurin (Hac) Dağı’nın eteğinde, tavanı beşik tonoz şeklinde biçimlendirilmiş kayaya oyularak şekillendirilmiş tek mekanlı bir yapıdır. Mağara kilise olarak adlandırılan yapı 13 m derinlikte ve 9,5 m genişlikte ve 7 m yüksekliktedir. Yapının ön kısmı ise daha sonraki kullanım evrelerinde öne doğru uzatılmış, içte iki paye dikme ile üç nefli kilise planı uygulanmıştır. Yapının cephesinde üç kapı ve üstünde üç pencere içeren cephesi bu plana uygun olarak inşa edilmiştir. Yapının iç kısmında korunagelen iki renkli beyaz ve siyah renkli tesseralar kullanılan taban mozaiği, Antakya kazılarında ortaya çıkarılan ve MS. IV. Yüzyıl sonlarında inşa edilen Kavaslı Kilisesi mozaik tabanına benzerliği nedeniyle MS. IV. Yüzyıl sonlarına tarihlendirilebilir. Bugün mevcut olan giriş (batı) cephesi, 1863 yılında Kapuçin rahipleri tarafından restorasyonu yapılmıştır.

Mağara kilisenin üst kısmında, antik kente Harbiye yönünden gelen su kanalları uzanmaktadır. Kilisenin kuzeydoğu köşesinde açılan bir geçit bu su kanallarına bağlanmaktadır. Sözlü geleneğe göre Hristiyanlığın yönetim tarafından kabul görmediği ve tepkiyle karşılandığı ilk yıllarda, bu inanışı benimseyen halkın, gizli dini faaliyetlerini sürdürürken baskın anında bu geçidi bir kaçış yolu olarak kullandıklarına inanılmaktadır. Mekanın güneydoğu köşesinde ana kayaya oyularak biçimlendirilmiş minik bir havuzcuğun içine kayadan süzülen suyun biriktiği vaftiz kuyusu mağaranın kiliseye dönüşüm sürecine ait olmalıdır. Kayaya oygu kilisenin duvarlarında çok az bir kısmı görülebilen kırmızı boya izleri, mekanın iç kısmının sıvalı ve boyalı olduğunu göstermektedir.

M.S. IV. yüzyılda Hristiyanlığın ve paganizmin birlikte var olduğu dönemde Aziz Petrus Kilisesinin batısı Roma Çağı Antakyasının merkezidir. Antik kaynaklara göre İmparator Valens tarafından yaptırılan “Forum” burada yer almakta olup kentin tapınak, meclis binaları, hamam gibi diğer kamusal yapıları da bu çevrede bulunmaktadır. Antakya’nın kent merkezinin burada olması; agora olarak düşünülen alanın yakınlarında yer alması, St. Pierre kilisesinin halkın gündelik yaşamında önemli bir yer tuttuğunu göstermektedir. Kilisenin yerleştiği alanın çevresinin IV. Yüzyıldan itibaren kutsiyet taşıdığı bu alanın yakınlarında mezarların kilise ile ilişkili olarak kullanıldığı anlaşılmakta olup kilisenin yakınlarındaki bir çok doğal mağaracıkların veya kayaya oyularak şekillendirilen mekanların inziva odaları olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır. V. Yüzyılda yaşamış olan Aziz John Chrisostomus’ un Aziz Petrus Kilisesi yakınlarındaki inziva odalarından birisinde uzun yıllar kaldığı bilinmektedir. Aziz Petrus Kilisesi ve yakın çevresi Hıristiyanlığın ilk ortaya çıkış ve yayılım evrelerinde önemli rol oynamış mekanlardır. St. Pierre ya da Aziz Petrus Mağara Kilisesi ve çevresi hem dini hem de kültürel ve siyasi bakımdan uygarlık tarihinde önemli rol oynamış olan Antakyanın kent merkezi olması nedeniyle büyük önem taşımaktadır. 1932-1939 yılları arasında Fransız manda döneminde ve 2010-2012 yılları arasında yapılan kurtarma kazıları bu alanın ne denli önemli arkeolojik kalıntılar barındırdığının ipuçlarını vermektedir.

Kültür ve Turizm Bakanlığı Adana Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 30.06.2005 tarih ve 799 sayılı kararıyla Anıt olarak tescili yapılmıştır. Her yıl 29 Haziran’da düzenli olarak ve yıl içerisinde de çeşitli zamanlarda kilisede ayinler düzenlenmektedir.




Haron (Charonion) Cehennem Kayıkçısı Kabartması

St.Pierre Kilisesinin 200 m. kuzeyinde bulunan kabartmalar, kayalara oyulmuş dev bir büstle dikkat çeker. Büst başında örtü bulunan tamamlanmayan bir kadın portesini andırmaktadır. Kabartmalar I. yüzyılda Antiochus zamanında bir veba salgını sırasında yapılmıştır. Mitolojide Haron, ölülerin ruhunu para karşılığı, Styx Nehri’nden geçirerek yeraltı dünyasının kapılarına taşıyan kayıkçının adıdır.




Traianus Su Kemerleri (Kandra)

Harbiye Çağlayanlarından Antakya’ya su getirmek amacıyla Roma imparatoru Traianus tarafından yaptırılmıştır. 9 km uzunluğundaki kemerler bugün çok tahrip olmuş bir haldedir. Halk arasında Memekli Köprü olarak anılan su kemerlerinin az sayıdaki kalıntısı bile projenin mükemmeliyeti hakkında fikirler vermektedir.

Demir Kapı

Şehrin 5 giriş kapısından günümüze kadar bazı kayıplarıyla korunabilen tek yapıdır. Şehir suru, aquaduk, şehir kapısı ve bent özelliğini bir arada bulundurur. Roma dönemi imparatorlarından Justinianus döneminde inşa edilmiştir. Derin bir vadi içine yapılan bu kapı surları birbirine bağlayıcı özelliğiyle sel sularını kontrol amaçlı olarak tasarlanmıştır. 18m yüksekliğindedir.



İskenderun´da Ziyaret Edilecek Yerler
Akdeniz’in doğu ucunda ve aynı adla anılan körfezin doğusunda bulunan İskenderun; M.Ö 333 yılında Büyük İskender tarafından kurulmuştur. İlk adı “Alexandratta”olan şehir M.S. 638 yılında Arapların fethiyle beraber “İskenderun olarak anılmaya başlanmıştır.

M.S. 194 ‘te Roma imparatoru Septimus Severus’un Pescennius Niger’i mağlup etmesinden sonra İskenderun’un 8 km kuzeyinde Amanos Dağlarının deniz kıyısına ulaştığı yerde zafer anıtı olarak yaptırdığı takın temelleri bulunmaktadır. Bu tak halk arasında Yunus Sütunu olarak bilinmektedir. Buraya Yunus Sütunu denilmesinin sebebi de halk inanışına göre burası Yunus Peygamberin Yunus balığının karnından çıktığı yerdir. Antik kaynaklarda ise burası Kilikya kapısı olarak tanımlanmaktadır. Çevresinde görülebilen kalıntılar arasında; Su depoları, kemerler, tapınak ve Cenevizlilerden kaldığı düşünülen kale kalıntıları mevcuttur.

Arsuz İskenderun’un 33 km güneyinde Arsuz Çayı ağzında bulunan bir tatil ve Turizm Köyüdür. Seleukos döneminde aynı yerde Rhosus antik kenti bulunuyordu. Civarında halen antik şehir kalıntılarına rastlamak mümkündür. Arsuz ‘un 10 km güneybatısında kalan Konacık Köyünde Sütunlu Liman olarak bilinen Roma döneme ait yerleşim yeri mevcuttur. Sütunlu liman yakınında Roma dönemine ait necropol alanı üzerine kurulmuş Bizans şapeli ziyaret edilebilecek yerler arasındadır.


Sütunlu Liman ve Rahibe Kaya Mezarları

Arsuz’dan yaklaşık 10 km güneyde, Konacık köyü sahilinde Hellenistik döneminden kalma bir liman kentinin kalıntıları bulunmaktadır. Kaya mezarları Işıklı köyüne giden karayolu üzerindedir. Kazılarda çıkan lahitlerden bunların 5.yüzyıl Doğu Roma döneminden kaldığı tespit edilmiştir. Lahit üzerinde bulunan rahibe figürlerinden mezarların onlar için yapıldığı, lahitlerin yanındaki mozaik tabanının kiliseye ait olduğu ortaya çıkmıştır.


Belen

Antakya İskenderun karayolu arasında Amanos Dağlarının tek geçit veren yeri Belen’dedir. Kanuni Sultan Süleyman 1548 yılında İran seferi dönüşünde buraya Han, hamam ve cami yaptırılması emrini vermiştir. Böylece bu bölge Doğu’ya giden ordular için bir derbent konumuna gelmiştir. Kanuni Sultan Süleyman Kervansarayı Kanuni Sultan Süleyman tarafından 1553 yılında Mimar Sinan ‘a yaptırılmıştır. Cami, han, hamam, medrese ve kalesi ile birlikte külliye özelliği taşımaktadır. Günümüzde kültür merkezi olarak kullanılmaktadır.



Epiphaneia Antik Kenti

Antik kent, yaklaşık 800 x 1000 m genişliğindedir. Kent merkezinin doğu bölgesinde küçük bir höyük yer almaktadır. Su kemerleri kentin doğusundan başlayıp höyüğün üst bölgesinden geçmiştir. Tiyatro höyüğün kuzey eteklerinde ve batıya bakmaktadır. Höyüğün batı bölgesinde kuzey – güney doğrultusunda uzanan sütunlu cadde bulunmaktadır. Sütunlu Caddenin kuzeyinde odeon, güneyinde kilise yer almaktadır. Kentin kuzey ve batı bölgesinde bazalt taştan yapılmış yapı kalıntıları bulunmaktadır.

Epiphaneia Kenti, Ovalık Kilikya içerisinde yer almaktadır. M.Ö. II. binyılın ikinci yarısının başlarından itibaren bölgede Hitit etkisi görülmüştür. Yeni Babil kralları, Hume dedikleri bölgeye en az üç defa sefer düzenlemiş, Yeni Asur kaynaklarındaki Que olarak adlandırılan bölgede M.Ö. IX. yüzyıldan itibaren faaliyetler başlatmışlardır. Bölge M.Ö. VI. yüzyılda Perslerin hakimiyetine girmiştir. Büyük İskender’in M.Ö. III. yüzyılda Persleri yenmesi ile bölge de Helenistik dönem başlamıştır. Seleukos kralı IV. Antiokhos Epiphanes tarafından ismi değiştirilen Epiphaneia kentinin M.Ö. II. yy ortalarına kadar kullanılan ismi Oiniandos’tur. Roma’nın Kilikya bölgesine ilk doğrudan müdahalesi M.Ö.II. yüzyılın sonlarına doğru başlamıştır. M.S. I. yy da bölgenin yeniden düzenlenmesi ile Romalıların imar faaliyetleri artmış ve M.S. III. yüzyıla kadar devam etmiştir. M.S. III. yüzyılda Persler (Sasani) Kilikya bölgesini işgal etmiştir. Haru-ar-Rasid (Abbasi) M.S. VIII. yy da Roma-Bizans egemenliğini sonlandırmıştır. Erzin, XV. yüzyılda Otlukbeli Savaşı’ndan sonra Osmanlı Devletine katılmıştır.

Epiphaneia Hamamı: Epiphaneia hamamının 18 mekanı ortaya çıkarılmış olup alt yapısının bir kısmı da ortaya çıkarılmıştır. Hamamın doğusunda Roma dönemine ait dükkanlar ve sütunlu, taş döşeli meydan ve üst tabakasında Abbasilere ait mekanlar bulunmaktadır.

Geç Roma Dönemine tarihlenen Epiphaneia hamamının planına bakıldığında kuzey-güney doğrultusunda uzandığı görülmektedir. Hamam odalarının dizilişinde asimetrik bir plan uygulanmıştır. Hamamın güneyinde soğuk mekanlar, orta bölümünde kilit mekan, ılık ve kuzeyinde sıcak mekanlar yer almıştır. Hamamın doğusunda mekanlar yoğunlaşmış, odalar ve geniş havuz bulunurken, batısında küçük ve tek sıra halinde odalar bulunmaktadır. Hamam da üst yapısının yanında alt yapısının bir kısmı da ortaya çıkarılmıştır. Genel olarak bakıldığında hamam mimarisinde bölgenin volkanik olan bazalt taşları ile tuğla kullanılmış ve sıvanmıştır.

Epiphaneia hamam mozaikleri, hamamın ortasında, güney ve güneydoğu bölgesindeki mekanlarda toplanmıştır. Hamamın orta bölgesinde yer alan soğuk mekanda mozaiğin merkez bölümünü oluşturan Artemis ve av sahneli I. pano yer almıştır. 9,20 x 9,80 m boyutlarındadır. Artemis ve av sahneli mozaiğin devamı olan II., III. ve IV. pano da güneye doğru genişleyen soğuk mekanın tabanındadır.




Harbiye (Daphne) Tarihçesi

Hatay’ın çağlayanlar bölgesi olan Harbiye, 8 km’lik bir yolla Antakya’ya bağlanır. Şelaleleri ve temiz havası ile ünlü olup, yerli ve yabancı turistlerin ziyaret ettiği bir mesire yeridir. Platonun güneyinden fışkıran kaynaklar, şelaleler meydana getirdikten sonra Asi nehrine karışırlar. Bu şelalelerin Antik çağdaki isimleri Kastalia, Pallas ve Saramanna’dır.

Harbiye’de yapılan arkeolojik araştırmalardan ve elde edilen buluntulardan, bu bölgenin M.Ö. 4500–3000 tarihlerinden itibaren yerleşim yeri olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır. Hellenistik ve Roma devrinde büyük zengin halk kesimi, bugün olduğu gibi, antik çağda da bir mesire yeri olarak kullanılabilmek amacıyla büyük malikâneler ve villalar yaptırmışlardır. Makedonya kralı büyük İskender’in generallerinden I. Seleukos Nikator Antakya’yı kurarken burayı da imar etmeyi ihmal etmemiştir.

Asıl gelişme Hellenistik devri krallarından Antiokhos Epiphanes zamanında olmuştur. Bu devirde Apollon tapınağı inşa edilmiştir. Roma çağında İlk önce İmparator Pompeius imara başlamış daha sonra diğer imparatorlar tarafından hamamlar, büyük villalar inşa edilmiştir.

Antik çağda bütün Yakındoğu’da Apollon adına düzenlenen yarışlar ve oyunlarla ün kazanan bu yer, 1268’de Memlukluların eline geçtikten sonra bir daha eski parlak dönemine erişememiştir.

Irmak Tanrısının kızı olan Daphne, bir “Su Perisi”; Apollon ise “Işık Tanrısı”dır. Altından bir lir çalar. Hastalıkları iyileştirme sanatını insanlara o öğretmiştir. Mitolojiye göre Daphne kırlarda gezinirken Apollon ile karşılaşır. Apollon ona aşık olur ve onu izlemeye başlar. Daphne kaçamaz, Toprak Tanrıçaya “Beni sakla kurtar “ diye yalvarır. Yakalandığı anda bir defne ağacına dönüşür, şimdiki Harbiye Çağlayanlarının bulunduğu yerde toprağa kök salar. Vücudunu kabuklar kaplar, saçları yapraklara, kolları dallara dönüşür. O an Apollon ağaca sarılır ve ağlayarak;“Daphne! Bundan sonra sen Apollon’un hiç solmayan kutsal ağacı olacaksın. Değerli kahramanlar, zafere ulaşanlar, hep senin dökülmeyen yapraklarından ördükleri çelenklerle alınlarını süsleyecekler.” Bu tatlı sözler üzerine Daphne, dallarını eğerek Apollon’u selamlar ve sessizce ağlar. Bugün hala coşkulu bir şekilde akan Harbiye Şelalelerinin Daphne’nin gözyaşları olduğuna inanılır.



Samandağ-Çevlik (Seleucia Pierra)´in Tarihçesi ve Gezilecek Yerler
Antakya’nın 35 km batısında, Musa dağının güneyinde kurulmuş antik şehirdir. Bu bölgede ilk iskanının Merdivenli mağara ve Üç ağızlı mağarasında yapılan kazılar sonucu üst Paleolitik ‘e dek uzandığını ortaya çıkartmıştır. Bütün dünyaca bilinen tarihi Seleukoslar ile başlar. Büyük İskender’in ölümünden sonra generalleri arasında paylaşılan ve burayı da içine alan topraklar generallerinden Seleukos’a kalır. Seleukoslar merkezleri Babil olmasına rağmen buradan Akdeniz’e hükmetmek istiyorlardı. Bunun güçlüğünü anlayan imparator önce burayı devletinin başkenti yapmayı düşündü. Ancak her an denizden saldırıya uğraması mümkün ve savunması güç olan bu şehri başkent yapmaktan vazgeçerek Antakya’ya yöneldi.

Roma egemenliğine geçtiğinde de önemi daha da artmıştır. Daha sonra Bizans hâkimiyetine geçmiştir. Biz bu dönemde limanın eski önemini kaybettiğini görüyoruz.

Seleucia Pieria şehri aşağı ve yukarı şehir olmak üzere iki kısımdan kurulmuştur. Yukarı şehir deniz seviyesinden 300 metredir. Burada büyük malikâneler, mabetler ve resmi binalar bulunmaktadır. Aşağı şehir liman ve çevresinde kurulmuştur. Aynı zamanda burada büyük bir hamam ve küçük bir tiyatro bulunmaktadır.

Şehrin ÇARŞI ve EL-MİNA ismini taşıyan iki kapısı bulunmaktadır. Şehrin tamamı bir surla çevrilidir.

Buluntular:
1-Titus Vespasianus Tüneli
2-Beşikli Mağara
3-Dor mabedi

Vespasianus Titus Tüneli


Antik kentin kuzeybatısında dağın içine oyularak yapılmış 1380 m uzunlukta ve ortalama 6 m genişlikte tünel ve kanaldan oluşan kompleks yapıdır. Tünelin inşası, üzerindeki ithaf yazıtı nedeniyle M.S. 62-81 yılları arasında yaşamış olan Roma İmparatoru Vespasianus zamanında başlanmış ve ondan sonra imparator olan Titus döneminde MS. 2. yüzyıl ortalarına kadar sürmüştür.
Dilimize Titus Tüneli olarak yerleşmiş olan bu yapı, antik kentin batısından akan Değirmendere çayının sularının iç limana akmasıyla taşınan birikintinin limanı sığlaştırması, limanı ani sel baskınlarından korunması, dere sularının denetimli olarak kullanılması ve kente su teminini gözeten çok yönlü tasarlanmış tünel kanal projesi 3 bölümlüdür.



Kaya Mezarları ve Beşikli Mağara

Yöre halkı tarafından mezar odasının içinde yan yana duran üzeri düz çatılı kayaya oygu iki taş sandukalı mezardan ötürü Beşikli Mağara olarak adlandırılan mezar odası gezginler tarafından Krallar Mezarı olarak adlandırılmıştır.

Mezar odasının bulunduğu alan eski çağda ölüler şehri olarak adlandırılan bir nekropol alanı olarak düzenlenmiş, kuzey, doğu ve güney yanda kireçtaşı kayalık içine işlenmiş mezar odaları ile çevrelenmiştir. Mezar alanına giriş batı yanda bulunan merdivenlerle sağlanmıştır.

Beşikli Mağara olarak adlandırılan anıt mezar, tamamen kayaya oygu dört mekândan, tabana ve yan duvarlarda kayaya oyulmuş toplam 93 mezar yatağından oluşmaktadır. Önde yer alan giriş mekânının cephesinde 4 sütunlu ve üç girişli cephe düzenlemesi yer almaktadır. Bu mekânın tabanında ve batı yan duvarında mezar yatakları bulunmakta, tavanı ise köşelerinde kabartma istiridye, yan kenarlarda ise kabartma sarmaşık dalı motifi ile bezenmiştir.

Giriş, kuzeyde ve doğuda bulunan iki ayrı odaya açılmaktadır. Doğudaki odanın girişinde, güney ve kuzey köşede kayadan oyulmuş sütunlar, girişin tonoz kemerini taşımaktadır. Doğu odanın merkezinde dört sütun vardır. Odanın tavanı kabartma istiridye ve sarmaşık dalı motifi işlenerek bezenmiştir. Sütunların gövdeleri kırılmış, ion düzeninde kaide ve başlıkların az bir kısmı koruna gelmiştir. İki sütun başlığının yan yüzlerinde kabartma olarak işlenmiş daire içinde haç motifleri vardır. Doğu odada 23 adet tabana açılan mezar, 7 adet duvarda işlenmiş niş içinde archosolium tipinde mezar vardır. Odanın doğusundaki ve kuzeyindeki kayaç duvarlarda mezar yataklarının tavanı tonozlu nişler şeklinde işlenmiştir. Güneydoğu duvardaki mezar yatağının tavanı kabartma, dışa açılan istiridye motifi, istiridye motifinin sonlandığı noktada içten dışa doğru üç kademede açılan kabartma bant kuşağı işlenmiştir. Tavan kasetine estetik bir şekilde katılan bu bantların üzerinde, sarmaşık dalı kabartması, dala konmuş kuş ve kertenkele, uçan kuş kabartması işlenmiştir. Oldukça tahrip olmuş olan figürler zorlukla seçilmektedir. Doğu ve kuzeybatı köşede yer alan mezar yatağının tavanı da aynı şekilde işlenmiş ancak burada hayvan figürleri yoktur.

Doğu odanın kuzeybatı köşesi, daha küçük dörtgen bir odaya açılmaktadır. Bu odada kuzey ve doğu duvarda iki archosolium tipinde mezar vardır.

Girişin kuzeyindeki oda ise son derece sade olarak işlenmiştir. Odaya, işlenmiş iki yanında iki pencere açıklığı bulunan bir kapıdan girilmektedir. Ölümden sonraki yaşam için bir ev gibi planlanmış odanın merkezinde üzeri düz çatılı baldahin şeklinde tasarlanmış, doğu-batı aksı üzerindeki iki sandukalı mezar yer almaktadır. 3.62 m. Uzunlukta ve 1.50 m. genişlikteki bu iki mezarın yüksekliği 1.93 m.’dir. Bu mezarlar tabandan 1.30 m. yüksekliğe kadar lahit sandukası/teknesi gibi işlenmiş, bu yükseklikten sonra teknenin dört köşesinden yükselen dörtgen köşeli sütun şeklinde yükselmektedir. Yöre halkının beşiğe benzettiği bu sandukalı mezarlarda ve odanın diğer kısımlarında hiçbir bezeme yer almamaktadır. Odanın kapı şeklinde giriş duvarı hariç, tüm duvarların yan yüzlerinde mezar yatakları için nişler (loculi) işlenmiştir. Keza, odanın tabanı, tamamen mezar yatakları ile işlenmiştir. Bu oda, batısında bulunan bir diğer odaya açılmaktadır. Dörtgen planlı odanın duvarlarına ve tabanına mezar yatakları işlenmiştir. Kuzeydeki bu odada duvarlarda ve tabanda olmak üzere toplam 52 adet mezar vardır.

Yapılan araştırmalarda mezara ait bir yazıt ele geçmemiştir. Ancak nekropol alanının doğusundaki mezar anıtlarında ve 1930’ lu yıllardaki çalışmalara göre M.S. I. yy ile MS VI. yüzyıllar arasında kullanılmıştır. Böylesine büyük ve diğer nekropol alanlarından ayrılmış kendi içine kapalı bir alan olarak kullanılmış bu mezar anıtının daha çok şehrin önde gelen kişileri için ya da kentin önde gelen ailesine ait bir aile mezar odası olarak kullanılmış olmalıdır.




İsis-Aphrodite Dor Mabedi

Antik kentten günümüze kalıntıları ulaşan ve tanımlanabilen Tapınak, Yukarı Şehrin batısında, deniz seviyesinden 250 m yüksekte körfeze, denize, ovaya ve Kel Dağ’a hakim bir konumda, adeta Kel Dağ ile karşı karşıya bakan bir noktada bulunmaktadır. Yapı, bir teras üzerinde, doğu-batı aksı doğrultusunda uzanmakta olup ana girişi doğu yandadır. Tapınağın duvarları ve çatısı tamamen tahrip olmuş, yapının sadece zemine kadar olan kısmı mevcuttur. Çatıyı destekleyen ve tapınağın kutsal odasını çevreleyen sütunlara ait parçalardan bazıları korunagelmiştir. 1935-1938 yılları arasında Amerikan kazı heyeti burada kazı yapmıştır. Tapınak, genel görünümü ve boyutlarındaki oranlamadan yola çıkılarak, çevresi sütunlarla çevrili peripteros planlı ve ön ve arka kısa yanlarda 6, uzun yanlarda 12 sütun dizili olduğu, girişin doğu yanında olduğu ve girişin önünde derin iki sütunla desteklenen sundurmalı mekan pronaos ve buradan girilen kutsal oda naos dan oluşan plana sahip dor düzeninde bir tapınak olarak tanımlanmaktadır. Pronaosdan girilen naosun gerisinde, kutsal alan adyton olarak adlandırılan alanın iç kısmının tabanı yoktur ve tabanın altında, kuzeybatı köşeden 8 merdivenle inilen yer altı odası Kryptoportikus vardır. Kazıda ele geçen ve tapınağın kimliğine ait tek eser olan İsis-Aphrodite figürini Princeton Sanat Müzesi’ndedir. Tapınak, İsis-Aphrodite figürini ve kryptoportikusundan ötürü İsis-Aphrodite tapınımına ait olup İ.Ö. 4. yy sonu veya 3. yy başında inşa edilmiştir.




El-Mina Antik Kenti

Samandağı’nda Asi nehri üzerine kurulmuş bir liman şehriydi. Tanrı Posideion’un kutsal kenti sayılırdı. Kazılar Bronz dönemden kalma bir yerleşim yerini ve Miken çömleklerini açığa çıkarmıştır. İ.Ö. VII. Yüzyılda kurulduğu sanılan antik kent Asi nehrinin getirdiği alüvyonlar altında kalmıştır. Bu nedenle günümüze ulaşabilen herhangi bir mimari kalıntı bulunamamıştır.


Hıdırbey Köy Meydanı

Köy Meydanında, Özgür Deniz Emir tarafından gerçekleştirilen proje ve uygulamayla Samandağ Kaymakamlığı, Arkitera 2007 İşveren ödülünü almıştır. İşveren Ödülü 2007 Kamu Kategorisi’nde, dönemin birlik başkanı eski Samandağ Kaymakamı Sn. Selim ÇAPAR’IN önderliğindeki Hatay - Samandağ Köylere Hizmet Götürme Birliği, toplumsal kalkınmada inisiyatif aldığı, bir uzman olarak mimarı projeye dahil ettiği ve bir kalkınma projesi olan Hıdırbey Köy Meydanı Çevre Düzenlemesi’nin ortaya çıkmasını sağladığı için ödüle hak kazandı

 
Üst