Varlık İçinde Yokluk Yaşamak

Mal bulanındır

Moderatör
Katılım
5 Ağu 2020
Mesajlar
722
Beğeni
2,193
Puanları
93
Yaş
42
Konum
Yaşamın Olduğu Heryer
Varlık icinde Yokluk yaşatanlar utansin aslinda vatanimiz hepimize yeter hepimizi doyurur.........

Anadolu madenciliğin beşiği olarak bilinir. Metal kullanımının en eski izlerinin Anadolu’da bulunmasının yanı sıra, madenciliğin Anadolu’dan diğer bölgelere yayıldığı da söylenebilir Anadolu’daki en eski madencilik yeri Neolitik döneme tarihlenen (MÖ 7250-6750) Diyarbakır-Ergani’deki Çayönü bakır madenidir. Burada bulunan malzemeler, nabit bakır ve malahitten soğuk olarak dövülerek şekillendirilmişlerdir Cevherden bakırın ısıyla ergitilip amaca göre değişik kalıplara dökülerek kullanılmasının ilk örneklerine MÖ 5000-4900 yıllarında Mersin-Yumuktepe’de rastlanmaktadır[9]. Bu yöntem, MÖ 4 üncü bin yılda artık bütün Anadolu’ya hatta Yakın Doğu’ya da yayılmıştır. Nabit bakır çıkarmak amacıyla açılmış en eski maden galerisi (MÖ 4500) Çorum-Derekutuğun’da bulunmuştur

Daha sonraları, maden ustaları alaşımı keşfettiler ve böylece bakıra arsenik katarak hem ergime ısısını düşürdüler hem de metali sertleştirdiler. Arsenikli bakırın ilk kullanıldığı yer Malatya-Arslantepe maden işliğidir. MÖ 4’üncü bin yılın sonlarında önce gümüş ve kurşun, ardından altın Anadolu madencilik tarihine girmiştir Aynı yıllarda Anadolu insanlarının bakır ve kalay alaşımı ile tunç yapmaya başlamalarıyla Tunç Çağı’na girilir (MÖ 3000-1200).

Kalay için, Anadolu madencilik tarihinde ayrı bir yer açmak gerekir. 1868 yılından günümüze kadar yapılan araştırmalarda, Anadolu’da kalay minerallerinin saptanmasına karşın ekonomik kalay yataklarının varlığı henüz belirlenememiştir. Oysa Anadolu’da, günümüzden yaklaşık 5 bin yıl önce kalay bir alaşım maddesi olarak kullanılmıştır Yapılan araştırmalar sonucunda, Niğde-Çamardı-Celaller köyü Sarıtuzla (Kestel) mevkiinde belirlenen yeraltı maden işletmesi ve zenginleştirme atölyesi kompleksinde üretimin MÖ 2800 yıllarında başladığı ve son üretim evresine (Bizans) değin buradan yaklaşık 1000 ton kalay cevherinin üretilmiş olduğu belirlenmiştir.

MÖ 3 üncü bin yılın başlarından itibaren (MÖ 2800 ve sonrası), Anadolu’da madencilik artık hem maden ocakları hem de metalin kazanılması açısından bir sanayiye dönüşmüştür MÖ 1200’de başlayan demir çağında, artık demir de ergitilerek metale döndürülmeye başlanır ve silahlarında demiri kullanan Hititler büyük bir sanayi devrimi yaparlar.

Niğde-Ulukışla-Alihoca köyü yakınında bulunan bir kayadaki MÖ 800 yılına tarihlendirilen 5 satırlık bir Hiyeroglif yazıtta, Bolkardağları “Muti Dağı” olarak isimlendirilmekte ve“Efendim Warpalawas’a iyilik ettim, o da Muti Dağı’nı bana verdi ve bereketli olmasını diledi”denilmektedir Bu yazıtın, o yörede yer alan Madenköy-Karagümüş ve Gümüşköy madenlerine ait ilk maden ruhsatı olduğu kabul edilmektedir.


Anadolu’da Altın

Orta Anadoluda yaşayan Hitit’lerin başkenti Hattuşa’da (Çorum-Boğazkale), MÖ 2300-2000 yıllarına tarihlenen çok miktarda altından yapılmış eşyalar ve takılar bulunmuştur. En önemli krallarından I. Hattuşili (MÖ 1650-1620), kentin zenginliğini bir yazıtta şöyle anlatmaktadır“Gümüş ve altının ne başı vardı ne sonu …”



Anadolu antik altın madenleri 2


Anadolu’da antik altın madencilik yerleri haritası

Truva’dan Schliemann tarafından 1870 yılında kaçırılan, MÖ 2500-2000 yıllarına ait “Kral Priamos’un Hazineleri” iyi bilinmektedir. Priamos’un hazinelerindeki altının kaynağı, Anadolu’daki altın madenciliğini ilk kez kayıt altına alan Amasya’lı Strabon’un (MÖ 64-MS 24) “Coğrafya” kitabında geçmektedir. Strabon, altının, Truva’ya yaklaşık 25 km uzaklıktaki Astyra madenlerinden üretildiğinden söz etmektedir: “Priamos’unki Abydos dolaylarında Astyra altın madenlerinin (bugün hala az miktarda kalıntı vardır. Bu madenlerden çıkartılan toprak çok fazladır ve yapılan kazılar çok eski çağlardan beri madenin işlediğini gösterir)” ve “Yıkıntı halinde olan bu kent şimdi Abydoslulara aittir, fakat daha önceleri bağımsızdı ve altın madenleri vardı. Bu madenler halen, tıpkı Paktalos nehrine bitişik olan Tmolos dağındakiler gibi kullanılmaktan ötürü fakirleşmiştir” Astyra altın madeni, Birinci Dünya Savaşı’nın başladığı 1914 yılına kadar İngilizler tarafından işletilmiştir.

Doğu Karadeniz’deki Kolhis (MÖ 1700-800) kralı Aiet’in altın zenginliği dillere destandır. Eski Yunan’dan yola çıkan Argonotlar, “Altın Postu” çalmak için Kolhis’e sefer düzenler. Belki de MÖ 3 ila 4’üncü yüzyıllara tarihlenen güney Gürcistan’daki Sakdrisi madeni, mitolojideki Kolhis ülkesine ait bu madendir

Agricola, dünyanın bilinen ilk madencilik kitabı olan De Re Metallica libri XII (Madencilik Üzerine 12 Kitap) kitabının altın madenciliğine ayrılmış özel bölümünde aramanın nasıl yapılacağını, ağırlığından yararlanarak malzemenin içinden altının suyla yıkayarak nasıl kazanılacağını ince taneli altın parçalarını kazanmak için cevherin kırılmasını ve kurşun yardımıyla kupelasyon ile alınmasını anlatmış ve madencilik yöntemi olarak, kayaları parçalamak için yakılan ateş ile kızdırıldıktan sonra su ile aniden soğutulması yer almıştır. Agricola, Homeros’un Odysseia’sında geçen “Altın Post” deyiminin, suyu süzer iken içindeki altın taneciklerini tutacak olan hayvan derisi kullanımıyla ilgili olduğunu da yazmıştır



Agricola 1


Agricola’da yıkama tekniğiyle altın kazanılması

Uygarlık tarihinde ilk parayı (Au-Ag karışımı Elektron olarak) Lidyalılar (MÖ 700) kullanmıştır. Lidya Kralı Krezüs (Kroisos, MÖ 560-547) döneminde ise ayarlı ilk altın para Anadolu’da basılmıştır Herodot (MÖ 484-425), Lidya kralı Krezüs’ün hazinelerindeki altının kaynağını çok açık bir dille söylememekle birlikte Paktolos (Sart) çayının “Tmolos’tan (Bozdağ) akıp gelen altın kumu vardır”demektedir. Krezüs, Delfi’deki Apollon tapınağına 117 külçe altın bağışlamıştır ki Herodot Tarihi’nde her bir külçenin 2,5 talanton çektiğini (1 talanton=26 kg) yazdığına göre bu altının miktarı 7600 kg olmalıdır. Sart’ın Anadolu altın madenciliğindeki bir diğer önemli yeri de MÖ 600-580 yıllarına tarihlenen[24] altın arıtma tesisidir. Tesis, Paktolos nehrinin doğu kenarında ve Sart Kitaplığı’nın tam karşısında, yolun Ankara-İzmir yönünde batı kenarındadır. Burada, altının eritildiği ve paraların döküldüğü atölyeler yapılan kazılarla ortaya çıkarılmış olup gezilip görülebilmektedir.

Lidya aslanı altın parasının ön ve arka yüzü

1127834.jpg


Strabon, Lidya krallarının servetinin kaynağını hakkında şöyle yazmıştır“Paktolos ırmağı Tmolos dağından çıkar. Eski zamanlarda bu nehirde çok miktarda altın tozu bulunmuştu ve Kroisos ve onun ecdadının zenginliğinin ününün, buradan kaynaklandığı söylenir. Fakat şimdi altın tozu yoktur”. Kitabının ilerideki bir bölümünde ise altın madeninin yerini tanımlamaktadır17:“Gyges, Alyates ve Kroisos’unkiler Lydia’da, topraklarının madenleri tüketilmiş olan küçük bir köyün bulunduğu Atarneos ile Pergamon arasındaki bölgeden elde edilmiştir”. Anlatılan altın madeni, Dikili (Atarneos) ile Bergama’nın (Pergamon) tam ortasında bulunan Ovacık Altın Madeni olabilir. Ancak, buradaki antik madencilik izlerinin deneme amaçlı ve çok küçük boyutlardaki görünümü, Strabon’un söz ettiği yerin Ovacık’ın 3 km kuzeyinde, Narlıca köyü yakınlarındaki eski işletme çukurlarının olduğu yer veya daha kuzeyde Kozak yakınlarında başka bir yer olabileceğini de düşündürmektedir.

Zenginliğiyle ünlü bir başka Anadolu kralı, her tuttuğu altın olan Frigya kralı Midas’tır (MÖ 738-696). Strabon, Kral Midas’ın altınlarının Bilecik yöresindeki Bermios Dağı dolaylarından geldiğini yazmıştır17. Frigya topraklarındaki altın ticareti ile ünlü Aizanoi (Çavdarhisar) kenti borsa binasında duvarında, Bilecik yöresinden Bermios Dağı’ndan getirilen altın ve gümüşün fiyatları yazılıdır. Bu altının çıkarıldığı maden ise, Osmanlılar devrinde de işletilmiş olan Söğüt yakınlarındaki Korudanlık altın madeni olabilir.

Osmanlılar döneminde de işletilen altın-gümüş madenleri, eski Anadolu uygarlıklarında olduğu gibi, imparatorluk hazinesi için zenginlik kaynağı olmuştur. Kanuni döneminde 40 adet darphane vardır; Gümüşhane’de “Canca” adıyla altın para basmıştır Evliya Çelebi Hacı Emin Mahallesindeki darphaneyi Seyahatname’sinde anlatmıştır.




Canca1



Kanuni Sultan Süleyman’ın bastırdığı (Hicri 920-Miladi 1504) Canca (Gümüşhane) altını

Yurdumuzda en son, Birinci Dünya Savaşı öncesinde, Astyra/Kartaldağ/Madendağ (Kirazlı-Çanakkale), Arapdağ (Karşıyaka-İzmir), Bolkardağ (Niğde), Kisecikköy (Hatay) ve Darphane’de (Kağızman-Kars) altın üretimi yapılmıştır.Herkese bolnasipler kazançlar dilerim az olsun bizim olsun


muhhaa muck.pngçay sohbetimiz.png
 

ragıp

Yeni Üye
Katılım
23 Ağu 2020
Mesajlar
63
Beğeni
218
Puanları
33
Varlık icinde Yokluk yaşatanlar utansin aslinda vatanimiz hepimize yeter hepimizi doyurur......... Anadolu madenciliğin beşiği olarak bilinir. Metal kullanımının en eski izlerinin Anadolu’da bulunmasının yanı sıra, madenciliğin Anadolu’dan diğer kbölgelere yayıldığı da söylenebilir Anadolu’daki en eski madencilik yeri Neolitik döneme tarihlenen (MÖ 7250-6750) Diyarbakır-Ergani’deki Çayönü bakır madenidir. Burada bulunan malzemeler, nabit bakır ve malahitten soğuk olarak dövülerek şekillendirilmişlerdir Cevherden bakırın ısıyla ergitilip amaca göre değişik kalıplara dökülerek kullanılmasının ilk örneklerine MÖ 5000-4900 yıllarında Mersin-Yumuktepe’de rastlanmaktadır[9]. Bu yöntem, MÖ 4 üncü bin yılda artık bütün Anadolu’ya hatta Yakın Doğu’ya da yayılmıştır. Nabit bakır çıkarmak amacıyla açılmış en eski maden galerisi (MÖ 4500) Çorum-Derekutuğun’da bulunmuştur

Daha sonraları, maden ustaları alaşımı keşfettiler ve böylece bakıra arsenik katarak hem ergime ısısını düşürdüler hem de metali sertleştirdiler. Arsenikli bakırın ilk kullanıldığı yer Malatya-Arslantepe maden işliğidir. MÖ 4’üncü bin yılın sonlarında önce gümüş ve kurşun, ardından altın Anadolu madencilik tarihine girmiştir Aynı yıllarda Anadolu insanlarının bakır ve kalay alaşımı ile tunç yapmaya başlamalarıyla Tunç Çağı’na girilir (MÖ 3000-1200).

Kalay için, Anadolu madencilik tarihinde ayrı bir yer açmak gerekir. 1868 yılından günümüze kadar yapılan araştırmalarda, Anadolu’da kalay minerallerinin saptanmasına karşın ekonomik kalay yataklarının varlığı henüz belirlenememiştir. Oysa Anadolu’da, günümüzden yaklaşık 5 bin yıl önce kalay bir alaşım maddesi olarak kullanılmıştır Yapılan araştırmalar sonucunda, Niğde-Çamardı-Celaller köyü Sarıtuzla (Kestel) mevkiinde belirlenen yeraltı maden işletmesi ve zenginleştirme atölyesi kompleksinde üretimin MÖ 2800 yıllarında başladığı ve son üretim evresine (Bizans) değin buradan yaklaşık 1000 ton kalay cevherinin üretilmiş olduğu belirlenmiştir.

MÖ 3 üncü bin yılın başlarından itibaren (MÖ 2800 ve sonrası), Anadolu’da madencilik artık hem maden ocakları hem de metalin kazanılması açısından bir sanayiye dönüşmüştür MÖ 1200’de başlayan demir çağında, artık demir de ergitilerek metale döndürülmeye başlanır ve silahlarında demiri kullanan Hititler büyük bir sanayi devrimi yaparlar.

Niğde-Ulukışla-Alihoca köyü yakınında bulunan bir kayadaki MÖ 800 yılına tarihlendirilen 5 satırlık bir Hiyeroglif yazıtta, Bolkardağları “Muti Dağı” olarak isimlendirilmekte ve“Efendim Warpalawas’a iyilik ettim, o da Muti Dağı’nı bana verdi ve bereketli olmasını diledi”denilmektedir Bu yazıtın, o yörede yer alan Madenköy-Karagümüş ve Gümüşköy madenlerine ait ilk maden ruhsatı olduğu kabul edilmektedir.

Anadolu’da Altın
Orta Anadoluda yaşayan Hitit’lerin başkenti Hattuşa’da (Çorum-Boğazkale), MÖ 2300-2000 yıllarına tarihlenen çok miktarda altından yapılmış eşyalar ve takılar bulunmuştur. En önemli krallarından I. Hattuşili (MÖ 1650-1620), kentin zenginliğini bir yazıtta şöyle anlatmaktadır“Gümüş ve altının ne başı vardı ne sonu …”



Anadolu antik altın madenleri 2


Anadolu’da antik altın madencilik yerleri haritası

Truva’dan Schliemann tarafından 1870 yılında kaçırılan, MÖ 2500-2000 yıllarına ait “Kral Priamos’un Hazineleri” iyi bilinmektedir. Priamos’un hazinelerindeki altının kaynağı, Anadolu’daki altın madenciliğini ilk kez kayıt altına alan Amasya’lı Strabon’un (MÖ 64-MS 24) “Coğrafya” kitabında geçmektedir. Strabon, altının, Truva’ya yaklaşık 25 km uzaklıktaki Astyra madenlerinden üretildiğinden söz etmektedir: “Priamos’unki Abydos dolaylarında Astyra altın madenlerinin (bugün hala az miktarda kalıntı vardır. Bu madenlerden çıkartılan toprak çok fazladır ve yapılan kazılar çok eski çağlardan beri madenin işlediğini gösterir)” ve “Yıkıntı halinde olan bu kent şimdi Abydoslulara aittir, fakat daha önceleri bağımsızdı ve altın madenleri vardı. Bu madenler halen, tıpkı Paktalos nehrine bitişik olan Tmolos dağındakiler gibi kullanılmaktan ötürü fakirleşmiştir” Astyra altın madeni, Birinci Dünya Savaşı’nın başladığı 1914 yılına kadar İngilizler tarafından işletilmiştir.

Doğu Karadeniz’deki Kolhis (MÖ 1700-800) kralı Aiet’in altın zenginliği dillere destandır. Eski Yunan’dan yola çıkan Argonotlar, “Altın Postu” çalmak için Kolhis’e sefer düzenler. Belki de MÖ 3 ila 4’üncü yüzyıllara tarihlenen güney Gürcistan’daki Sakdrisi madeni, mitolojideki Kolhis ülkesine ait bu madendir

Agricola, dünyanın bilinen ilk madencilik kitabı olan De Re Metallica libri XII (Madencilik Üzerine 12 Kitap) kitabının altın madenciliğine ayrılmış özel bölümünde aramanın nasıl yapılacağını, ağırlığından yararlanarak malzemenin içinden altının suyla yıkayarak nasıl kazanılacağını ince taneli altın parçalarını kazanmak için cevherin kırılmasını ve kurşun yardımıyla kupelasyon ile alınmasını anlatmış ve madencilik yöntemi olarak, kayaları parçalamak için yakılan ateş ile kızdırıldıktan sonra su ile aniden soğutulması yer almıştır. Agricola, Homeros’un Odysseia’sında geçen “Altın Post” deyiminin, suyu süzer iken içindeki altın taneciklerini tutacak olan hayvan derisi kullanımıyla ilgili olduğunu da yazmıştır


Agricola 1


Agricola’da yıkama tekniğiyle altın kazanılması


Uygarlık tarihinde ilk parayı (Au-Ag karışımı Elektron olarak) Lidyalılar (MÖ 700) kullanmıştır. Lidya Kralı Krezüs (Kroisos, MÖ 560-547) döneminde ise ayarlı ilk altın para Anadolu’da basılmıştır Herodot (MÖ 484-425), Lidya kralı Krezüs’ün hazinelerindeki altının kaynağını çok açık bir dille söylememekle birlikte Paktolos (Sart) çayının “Tmolos’tan (Bozdağ) akıp gelen altın kumu vardır”demektedir. Krezüs, Delfi’deki Apollon tapınağına 117 külçe altın bağışlamıştır ki Herodot Tarihi’nde her bir külçenin 2,5 talanton çektiğini (1 talanton=26 kg) yazdığına göre bu altının miktarı 7600 kg olmalıdır. Sart’ın Anadolu altın madenciliğindeki bir diğer önemli yeri de MÖ 600-580 yıllarına tarihlenen[24] altın arıtma tesisidir. Tesis, Paktolos nehrinin doğu kenarında ve Sart Kitaplığı’nın tam karşısında, yolun Ankara-İzmir yönünde batı kenarındadır. Burada, altının eritildiği ve paraların döküldüğü atölyeler yapılan kazılarla ortaya çıkarılmış olup gezilip görülebilmektedir.



Lidya aslan başı 2


Lidya aslanı altın parasının ön ve arka yüzü

Strabon, Lidya krallarının servetinin kaynağını hakkında şöyle yazmıştır“Paktolos ırmağı Tmolos dağından çıkar. Eski zamanlarda bu nehirde çok miktarda altın tozu bulunmuştu ve Kroisos ve onun ecdadının zenginliğinin ününün, buradan kaynaklandığı söylenir. Fakat şimdi altın tozu yoktur”. Kitabının ilerideki bir bölümünde ise altın madeninin yerini tanımlamaktadır17:“Gyges, Alyates ve Kroisos’unkiler Lydia’da, topraklarının madenleri tüketilmiş olan küçük bir köyün bulunduğu Atarneos ile Pergamon arasındaki bölgeden elde edilmiştir”. Anlatılan altın madeni, Dikili (Atarneos) ile Bergama’nın (Pergamon) tam ortasında bulunan Ovacık Altın Madeni olabilir. Ancak, buradaki antik madencilik izlerinin deneme amaçlı ve çok küçük boyutlardaki görünümü, Strabon’un söz ettiği yerin Ovacık’ın 3 km kuzeyinde, Narlıca köyü yakınlarındaki eski işletme çukurlarının olduğu yer veya daha kuzeyde Kozak yakınlarında başka bir yer olabileceğini de düşündürmektedir.

Zenginliğiyle ünlü bir başka Anadolu kralı, her tuttuğu altın olan Frigya kralı Midas’tır (MÖ 738-696). Strabon, Kral Midas’ın altınlarının Bilecik yöresindeki Bermios Dağı dolaylarından geldiğini yazmıştır17. Frigya topraklarındaki altın ticareti ile ünlü Aizanoi (Çavdarhisar) kenti borsa binasında duvarında, Bilecik yöresinden Bermios Dağı’ndan getirilen altın ve gümüşün fiyatları yazılıdır. Bu altının çıkarıldığı maden ise, Osmanlılar devrinde de işletilmiş olan Söğüt yakınlarındaki Korudanlık altın madeni olabilir.

Osmanlılar döneminde de işletilen altın-gümüş madenleri, eski Anadolu uygarlıklarında olduğu gibi, imparatorluk hazinesi için zenginlik kaynağı olmuştur. Kanuni döneminde 40 adet darphane vardır; Gümüşhane’de “Canca” adıyla altın para basmıştır Evliya Çelebi Hacı Emin Mahallesindeki darphaneyi Seyahatname’sinde anlatmıştır[26].



Canca1



Kanuni Sultan Süleyman’ın bastırdığı (Hicri 920-Miladi 1504) Canca (Gümüşhane) altını

Yurdumuzda en son, Birinci Dünya Savaşı öncesinde, Astyra/Kartaldağ/Madendağ (Kirazlı-Çanakkale), Arapdağ (Karşıyaka-İzmir), Bolkardağ (Niğde), Kisecikköy (Hatay) ve Darphane’de (Kağızman-Kars) altın üretimi yapılmıştır.Herkese bolnasipler kazançlar dilerim az olsun bizim olsunEkli dosyayı görüntüle 1940Ekli dosyayı görüntüle 1941
ustam,güzel bir çalışma olmuş
emeğine,yüreğine sağlık
 
Üst