• ☪ Sitemize Hoş Geldiniz ☪ Forumda Bilgi Alışverişinde Bulunabilmek ve Sitemizde Açılmış Olan Konuların İçeriklerini Görüntülemek İçin Kayıt Olmanız Gerekmektedir.

Aslinda Çok Az Şey biliyoruz

Mal bulanındır

Süper Moderatör
Katılım
5 Ağu 2020
Mesajlar
1,819
Beğeni
5,965
Puanları
113
Yaş
42
Konum
Yaşamın Olduğu Heryer
ilginc ve gizemini koruyan Bilinmeyen İnsanlık Tarihinden…

image001
Mısır, Dendera’da ki Hathor tapınağında göze çarpan ampuller. Bu ampuller kıvrımlı kablolar ile bir jeneratöre veya açma kapama düğmesine bağlıdırlar. Ampul şeklindeki cismin içine bir yılan tasviri konulmuş. Bu da ampulün içindeki ince teli gösteriyor olabilir.
image002
Rudolf Gantenbrink tarafından Büyük Piramitte keşfedilen bakır kulplu kapı. Resim UPUAUT 2 adlı bir araştırma robotu tarafından çekilmiştir.. Hangi amaca hizmet ettiği bilinmeyen gizemli kapı, kraliçe odasından başlayan güney kanallarında yer almaktadır. Bu kapının arkasında başka bir kapı daha bulunmuştur. Yapılan bazı araştrmalar sonucunda içinde ne olduğunu bilmediğimiz bir oda veya odalar bu ikinci kapının arkasında bulunmaktadır.. Aynı kapıdan kral odasından başlayan kuzey kanallarında da bulunmuştur. Burada sorulan en önemli soru şu: Görünüşte hiçbir amaca hizmet etmeyen bu kapılar Neden buralara kondu?
image003
Bu kaya parçasının üzeri doğal kristallerle kaplanmıştır. İçinde bir boşluk bulunmuştur. Bu boşlukta, malzemesini metal ve porselenin oluşturduğu garip bir cisim bulunmuştur.
Resim A: Kaya parçasının iki parçaya bölünmüş hali.
Resim B: Taşın her iki yarısının iç kısmını görüyoruz.
Resim C: Radiography tekniğiyle içindeki cismin resmi çekiliyor. Cisim o kadar eski olmasına rağmen metal bir yapıdadır. Bu cismin üzerinde meydana gelen ve onu kaplayan kristal oluşumlu kabuğun oluşabilmesi için 500.000 yıl (beş yüz bin yıl) geçmesi gerekiyor!
Resim D: Yan taraftan çekilen radiography resminde metal cismi daha ayrıntılı bir şekilde görüyoruz.
Sonuç olarak bu garip cisim 500.000 yıl yaşındadır. Günümüzde bir şeye ait bir parça olsaydı, çoktan ne olduğu tespit edilirdi.
image004
Japonya’nın Yonaguni adasının yakınında, denizin 23 metre altında insan yapısı olduğu apaçık belli olan piramitler bulunmaktadır. 183 metre genişliğinde ve 27 metre yüksekliğindeki bu piramitler yaklaşık, 8000 – 10.000 yıllıktırlar.
image005
Peru’daki bu duvarlar, Bimini adasındaki esrarengiz su altı yapıları ile kesin bir benzerlik göstermektedir. Bu arkeolojik duvarlar bir gizem taşımaktadırlar çünkü ,antik çağlarda yapılmalarına rağmen, bu kadar kusursuz bir şekilde işlenip yerlerine koyulana kadar ki aşamalar için yüksek bir teknoloji ve bilgi gerektirmektedirler. İnsanın açıklayamadığı, garip iç ve dış açılara sahip bu duvar taşları hakkında cevabını bilmediği sorular ise şunlar: Nasıl taşındılar? Nasıl ölçülüp nasıl kesildiler? Nasıl bu kadar doğrulukla yerleştirildiler? Hemde ilkel insanlar tarafından.
image006
Bazı Nazka (Nazca) çizgileri, yukarıdaki resmin orta kısmında görüldüğü gibi, birbirine paralel kilometrelerce ve hatta dağları, vadileri aşarak uzanmaktadırlar. Bu çizgileri kim takip ediyordu ve ne amaçla?
image007
Mısır ‘daki Abydos tapınağındaki hiyerogliflerde, helikopteri, tankı, kargo uçağını ve planörü çağrıştıran şekiller vardır. Bu hiyeroglifler başka hiyerogliflerin altına gizlenmişlerdi. İlk tabaka hiyerogliflerin yerinden kopup düşmesiyle bu esrarengiz şekiller gün yüzüne çıkmıştır.
image008
1900’lü yılların başlarında 250 civarında hiyeroglif Sydney ‘in 100 km. kuzeyindeki Hunter Valley ulusal parkında keşfedilmiştir (Avustralya). Bunlar antik Mısır hiyeroglifleridir. Kuşkuya yer bırakmayacak olan Eski Mısır Tanrısı “Anubis” çizimi ile birlikte hiyeroglifler şu soruyu akla getiriyor: Acaba Eski Mısırlılar Avustralya ‘ya mı gitmişlerdi?
image009
Kafatası Peru’da (Ica) bulunmuştur. İlk bakışta günümüz insanının kafatasına benzemektedir, ancak soru işaretlerine yol açan bir kaç etken öne çıkmaktadır. Göz boşlukları günümüz insanının göz boşluklarından %15 daha büyüktür. Beynin yer aldığı boşluk ise 2600 ccm ile 3200 ccm arasında değişmektedir. Şu andaki insanın kafatasında ki beyin beyin boşluğu kapasitesi 1450 ccm‘dir …
image010
Yukarıda Alban Dağına kazınmış pervaneli bir uçağı hatırlatan eski devirlere ait bir resim görüyorsunuz. Olmek topluluğunun inanılmaz ve çözümlenemeyen örneklerinden birisidir.
image011
Bu altın maket Kolomb öncesi döneme ait bir mezarda bulunmuştur. Yaklaşık 1800 yıllıktır. Görünüşe göre bir uçağın doğru ölçekli maketi gibi duruyor. (Delta kanatlı, motor yerine sahip, pilot kabini var, kuyruk kanatları bile doğru şekilde tasvir edilmiş.) Güney Amerika ‘da buna benzer bir çok eser bulunmuştur.
image012
Peru ‘daki Ica çölünde bulunan ve binlerce yıl öncesine ait Ica taşları akılları karıştırıyor. Dr. Javier Cabrera büyük bir sabırla bu taşları koleksiyonunda toplamış ve binlerce taştan oluşan bir müze açmıştır. Bu taşlara kazınmış olarak , kalp naklini göstern ameliyatlardan dinozorları avlayan insanlara kadar bir çok olay gösterilmektedir. Hatta evcilleştirilmiş dinozorların üzerinde oturan insanlar bile tasvir edilmiştir.
image013
Alışıldık olmayan bu spiral cisimler 1991 – 1993 yılları arasında Rusya’daki Ural dağlarının doğusunda bulunan küçük bir dere olan Narada ‘da bulunmuşlardır. Boyları en fazla 3 cm. olan bu cisimlerden (inanılmaz ama) 0,003 mm olanları da bulunmuştur. Büyük olanları bakırdan , küçük ve çok küçük olanları ise çok ender rastlanan “tungsten” ve “molybdenum” maddelerinden yapılmıştır. Mikroskopla yapılan incelemeler sonucunda spiraller kusursuz bir biçimde “altın oran” tekniğiyle yapılmıştı. Dahada şaşırıcı olan şey ise: bütün bilimsel incelemelerin gösterdiği gibi bu cisimlerin yaşlarının 20.000 ile 318.000 yıl arasında değiştiğidir. Bu yaş farkı cisimlerin bulundukları derinliğe göre değişmektedir.
image014
1932 yılında Pedro Dağlarında bulunmuş bir mumya. (ABD, Wyoming eyaleti, Casper şehrinin 60 mil güney batısı). Mumya koyu bronz renginde ve oldukça buruşmuş vaziyettedir. Hayattayken boyu 35 cm’ yi geçmiyordu !!! Röntgen ışınlarıyla yapılan incelemede bu canlının ağırlığının 5,5 kg olduğu ortaya çıkarıldı. Cinsiyeti erkek ve bütün dişleri yerinde. Öldüğünde aşağı yukarı 65 yaşında idi. Mumya 350 gr ağırlığındadır. Alnı çok aşağıdadır. Ezik bir burnu ile büyük ve geniş burun delikleri vardır. Çok geniş ağzı ile incecik dudakları bulunmaktadır. Bu yaratık bilinen insan türlerinden çok daha küçüktü. Bazı araştırmacılara göre bu çok küçük boyutlarda olan bir ırkın üyesiydi.
image015
Lübnan ‘ın Baalbek şehri yakınlarındaki işlenmiş dev kaya blokları. Bu taşlar binlerce yıl öncesinde buraya getirilmişti. Resimde gördüğünüz parça 1050 ton ağırlıkta ve 25 metre uzunluğundadır. Bu ” momolit ” takma adlı yekpare blok dünya üzerindeki işlenmiş en büyük taş bloktur. Soru şu: Bu taşları kimler ve nasıl buraya getirebilmişti?
image016
Peru ‘daki bronz dişliler. Modern dişlilerden farkı yok gibi. Tek farkı çok uzun zaman önce yapılmış olmaları…
image017
Ünlü ” Kiev Astronotu ”. Bu heykelcik Avrupa ‘da bulunan “uzay adamı” özelliklerini gösteren tek buluntudur. Yaşı çok eskidir.
image018
Tarih öncesine ait küçük japon heykelcikleri. Yakalarında civata taşıyan bu heykelcikler bir tür uzay başlığı ve elbisesi taşımaktadır. Hatta bunlardan biri çok büyük gözlük takmaktadır. Sanki güneş ışığından korunmak ister gibi.
image019
Filippo Lippi tarafından yapılan “La Madonna e san Giovannino” tablosu. (15. yüzyıl) Yukarıdaki koyu renkli ve ışık saçan cisim sanki haraket ediyor gibi. Çünkü seyredenler var. Tablodaki adam ve köpek. Ressamın tablosuna aksettirdiği bu cisim hiç bir inanç ve dinsel anlatımla alakalı görünmüyor. Roma döneminde olduğu gibi günümüzde de ”ufo” fenomenleri aynı şekilde gözlemlenmektedir.
image020
Bu resimde Antikythera makanizmasını görmektesiniz. Sağ tarafta ise teknik şeması yer almaktadır. 1900 yılında Girit adasında bulunmuştur. M.Ö. 1.yüzyıla tarihlenmektedir. Bu antik bronz mekanizma bize eski uygarlıkların düşündüğümüzün aksine daha ileri bir teknik bilgiye sahip olduğunu kanıtlıyor. Astronomik takvim olduğu düşünülen bu mekanizma da (ya da bir makinanın parçası) içinde başka dişlilerde bulunmaktadır.
image021
1895 yılında İrlanda’da Dyer tarafından mineral araştırmaları sırasında bulunan bir dev fosili. Boyunun karşılaştırılması amacıyla bir tren vagonunun önüne koyulmuştur. Yüksekliği 3 metre 70 santimetre ve ağırlığı 2050 kg.dır.(taşlaşmış olduğu için daha ağır geliyor herhalde) Sağ ayağı 6 parmaklıdır. Ancak daha sonra bu dev fosiline ve sahibine ne olduğunu kimse bilmiyor.
image022
Kafaları karıştıran bir şehir daha. Lübnan ‘daki Baalbek şehri. 20 metreden daha büyük taşlarında kullanıldığı bu antik şehir Roma imparatorluğundanda eski. Hatta Sümerlilerin bilgilerine göre bile burası antik bir şehirdi o zamanlar. Taşların büyüklüğünü göstermek amacyla 2 kişi yapıların arasında dikiliyor. Bugün kimse burasını kimlerin yaptığını, nasıl yaptığını, ne amaçla ve ne zaman yaptığını bilemiyor. Modern bilim ise Baalbek ‘i görmezlikten gelmeye devam ediyor.
image023
Yapımı bitirilmemiş bir Obelisk (dikilitaş). Şu anda dikili bulunan en büyük obeliskten 2 kat daha büyüktür. Yapımında bir çok Mısır tapınağının inşasında olduğu gibi kırmızı granit kullanılmıştır. Yaklaşık 40 metre yüksekliğinde ve 1150 ton ağırlığındadır. (Eğer bitirilmiş olsaydı)
image024
1945 yılında Waldemar Julsrud adlı deneyimli bir arkeolog El Toro dağı (Meksika) eteklerinde gömülmüş vaziyette kilden yapılmış küçük heykelcikler buldu. Daha sonra El Toro şehri yakınlarında ve şehrin diğer tarafında Chivo Dağ yakınlarında poselenden yapılmış 33.000 ‘den fazla heykelcik bulundu.
Buluntular Chupicuaro, klasik kültür öncesine aitti. (M.Ö. 800 ‘den M.Ö. 200 ‘e kadar olan dönem) Bulunan heykelcikler , 65 milyon yıl önce yok oldukları düşünülen çeşitli türlerdeki dinozorları kusursuzca tasvir ediyordu. Modern bilim döneminde, neye benzedikleri ancak çözümlenen tarih öncesi bu yaratıkları, nasıl oldu da böyle eski bir uygarlık kusursuzca sanat eserlerine yansıtabilmişti? İnsan görmeden gerçeği tasvir edemez.
image025
Yeni Zellanda ‘da bulunan çok eski bir uygarlığa ait kusursuzca yerleştirilmiş taşlardan oluşan duvarlar bulundu. Bu duvarları yapan uygarlık hakkında en ufak bir bilgi yoktur.
Genel soru olarak şunu sorabiliriz: Bizlere öğretilen tarih yanlış mı yoksa bizler hayal mi görüyoruz.? Acaba, aynı UFO olgusunda olduğu gibi bir takım gizli yapılanmalar gerçek tarihimizi bizden saklıyorlar mı?
http://insanveevren.wordpress.com/
Antik çağların kaybolmuş 7 teknolojik harikası
image001
Geçmiş, hala gizemlerini çözmeye çalıştığımız bir bilinmezlik girdabı. Her gün kazıların altından ve araştırma dosyalarından şaşırtıcı bilgiler gelmeye devam ediyor. Bildiğimiz kadarıyla, teknolojiden uzak ve ilkel kalmış toplumların omuzlarında yükselen bir dünyada yaşıyoruz. Peki sandığımız gibi mi? İşte sizi şaşırtacak, antik çağların kaybolmuş 7 teknolojik harikası!
Günümüzde elektriği ve elektrikle çalışan bir çok aracı hayatımızın her alanında kullanıyoruz. Bildiğimiz kadarıyla geçmiş zaman medeniyetleri bu nimetlerden yoksun bir hayat yaşıyordu. Ancak yapılan araştırmalar ve ortaya çıkartılan yeni keşifler, bizi geçmiş hakkında tekrar düşünmeye itiyor. Piller, uçak modelleri, akıl almaz işçilik örnekleri… Kim bilir toprağı kazdıkça daha neler çıkacak karşımıza?
Sizleri çağlar öncesine götürecek bir liste hazırladık. İşte antik çağların kaybolmuş teknolojik harikaları…
Haber: Oktay Volkan Alkaya – oktay.alkaya@radikal.com.tr / Arşivi
1.Babil Pili
image002
Sene 1938…Avusturyalı Arkeolog Dr. Wilhelm Konig yaptığı kazılardan birinde 15 cm yüksekliğinde, parlak sarı renkte ve kilden yapılmış bir çömlek buldu. Çömlek bir düzenek gibiydi. İçinde bakır levhadan yapılmış, 3.81 cm. çapında ve 5 cm. yüksekliğinde bir silindir vardı. Cismin bir enerji kaynağı olması için yapıldığı hemen anlaşılıyordu. Bu yüzden 19. yüzyılda yapılmış ilkel bir pil olduğu düşünülmüştü. Ancak yapılan testler çömlek ve içindeki düzeneğin 2000 yıllık olduğunu ortaya çıkarttı! 2000 yıl önce, elektrik ve elektroniğe bağlı bir teknoloji yokken bu pili kimler ne için yapmıştı ve ne amaçla kullanmışlardı? Bu sorular hala cevabını arıyor. Pil ise Bağdat Müzesi’nde sergileniyor ve M.Ö. 248 tarihiyle ilişkilendiriliyor. Her ne kadar bu tarih de eski bir dönem olsa da, bazı araştırmacılar söz konusu çömleğin sahip olduğu teknolojinin Sümerlere kadar uzandığı noktasında birleşiyor. Bu da Babil Pili olarak nitelendirilen bu cismin ilk defa M.Ö. 2000’li yıllarda geliştirildiği yönünde bir teori ortaya koyuyor. Peki madem böyle bir teknoloji antik çağda vardı, insanlığın elektriği bir yaşam biçimi haline dönüştürmesi neden 4000 yıl sürdü? O dört bin yıl boyunca çömleklerde enerji saklanmadı da neden kebap yapıldı?
5. Hindistan’ın Vimanaları
image006
Hindistan tarihine ışık tutan mitolojik unsurlarla dolu olan Mahabharata adlı eserlerde adı geçer Vimanaların. Vimanalar, Hint kültüründe “uçan saray” olarak tanımlanırlar. İlk başta “uçan halı” gibi bir masal öğesini çağrıştırsa da Mahabharata’nın içinde yer alan Vimana tasvirleri akıllarda soru işaretleri bırakıyor. Bir savaş aracı olarak anlatılan Vimanaların uydu anteninden tutun, iniş ve kalkış takımlarına kadar her ayrıntı, görülmeden hayal edilebilecek türden değildir. Öyle ki, mühendislik harikası olarak görülen Vimana tasvirlerinden yola çıkılarak çizilen modeller günümüzde NASA’nın kullandığı uzay kapsülleriyle tek kelimeyle birebir özellikler ortaya koymaktadır. Mahabharata metinlerinin de M.Ö. 3000’li yıllara dayanan anlatımlardan oluştuğunu düşünecek olursak. O tarihlerde var olmamış teknolojiler üstünde, bu kadar detaylı bilgiler paylaşılmış olması ilgi çekicidir.
6. Bolivya’da Antik Lazer İşçiliği
image007
Tivanaku , Bolivya’da M.Ö. 1500 civarında hüküm sürmüş antik bir uygarlığın başkentidir. Buraya kadar kulağa tarihsel sıradan bir bilgi gibi geliyor. Ta ki söz konusu medeniyetin inşa ettiği duvar ve yapıları görene kadar. Söz konusu döneme dair yapılan kazılarda sadece ilkel çekiçler ve kürekler bulabilen arkeologlar, adeta lazerle kesilmiş büyük taş kütlelerini açıklayamıyorlar. Su götürmez bir şekilde günümüz teknolojisinde kullanılan lazerlerle kesilmiş olan duvarların eşi benzeri yok! Günümüzde en yetenekli duvarcılar bile lazer olmaksızın taş kütleleri bu şekilde kesemiyorlar. Bir başka ilginç nokta ise tüm kesimlerin simetrik ve eş değerlerde yapılmış olması! Bu da işlemin bir makinayla yapıldığını gösteriyor. M.Ö. 1500 ve lazer kesim makinaları?..
 

Efendi53

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
10 Tem 2020
Mesajlar
204
Beğeni
581
Puanları
93
@Mal bulanındır ustam benimde aklımda deli sorular vardı, bazı şeyleri görüyorum, nasıl teknoloji kullanılmış hayret ediyor ,insan, ama anladığım eski tarihlerde acayip teknoloji kullanan ve güçlü yapılar yapan bunuda doğaya birebir uyduran topluluklar yaşamış aslında bizlere çok şey bırakmışlar ama her yerde sorun oluyor çok şey güzel bir çalışma bilgilendirme olmuş, eline sağlık
 

Mal bulanındır

Süper Moderatör
Katılım
5 Ağu 2020
Mesajlar
1,819
Beğeni
5,965
Puanları
113
Yaş
42
Konum
Yaşamın Olduğu Heryer
@Mal bulanındır ustam benimde aklımda deli sorular vardı, bazı şeyleri görüyorum, nasıl teknoloji kullanılmış hayret ediyor ,insan, ama anladığım eski tarihlerde acayip teknoloji kullanan ve güçlü yapılar yapan bunuda doğaya birebir uyduran topluluklar yaşamış aslında bizlere çok şey bırakmışlar ama her yerde sorun oluyor çok şey güzel bir çalışma bilgilendirme olmuş, eline sağlık
Abi var bi numarada cozecez
oretilen dikte edilen ganirtilan tarih ogretilerinin cogu yalandolandir belli gurup zumre lerin rant ve sahsi ulusal cikarlari dogrultusunda uydurulmus tarihi bilgileri biliyoruz asli oyle deil
bazen toplumlar boşluga dusmesin inanclari ve boyun egmeleri kaybolmasin diye her dogruyu gercegi soyleyemezsin kafani kaldirsan nufustan dusururler esamen kalmaz dunya donmeye devam eder
ornek...
20 donum arazi uzerine tanesi enkucugu ikibucuk ton olan kayabloglarini 0.80 cm / 65 cm sapmayla simetrik olarak 110 mt yuksekliginde piramit inşaa edeceksin icinde ve tabaninda sayisiz oda labirent tunel olacak O çagda ismakinasi olcum aleti olmayacak ve sen bu yapiyi yapip kapisinada astronot ucak helikopter gemi sembolleri koyacaksin haaa
haddii lenn ordan kimi yiyonuz derler adama
 

Baybars

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
13 Tem 2020
Mesajlar
45
Beğeni
143
Puanları
33
Tam benlik bir konu açmışsın @Mal bulanındır ustam


Videodaki Çekiçin yaşı en az 140 Milyon senedir
1934 senesinde Texas 'da bulunmuştur, bulunduğunda komple Kireç taşı ile kaplıydı yani gözükmüyordu.
Jeologlar 1989 senesinde kireç taşının yaşını ölçtüklerinde 140 Milyon sene sonucuna varmıştır
Çekiç 15cm uzunluğunda ve 3cm çapındadır, 1939 senesinden itibaren hiç paslanmamıştır
Sapı Ağaçtır, Çekiçin içinde kalan kısmı Kömürleşmiştir
Karışımnları: 96,6 % Demir, 2,6 % Klor und 0,74 % Kükürt
En önemlisi şimdiki Çelik ve Demirlerdeki gibi içeriğinde Karbon yoktur
Şimdi üretilen Çelik yada Demirlerden daha Kalitelidir
Çünkü karışımında: Karbon,Bakır,Nikel,Molibden,Titan,Mangan,Kobald,Wolfram,Vanadium gibi maddeler yoktur
 

Baybars

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
13 Tem 2020
Mesajlar
45
Beğeni
143
Puanları
33
İki sene önce merak edip nete bir bakayım demiştim.

Ay İsimlerinin Anlamları ve Kökenleri

Ocak (January)
İngilizcede Ocak ayının ismi bir yüzü sağa bir yüzü sola bakan Roma Tanrısı Janus'dan gelmektedir. Çünkü Ocak ayının iki yüzü vardır. Bir yüzü geçen senenin bitişini simgelerken diğer yüzü yeni bir senenin başlangıcını temsil etmektedir. Ocak ayının Latincesi ise Januarius mensis ("Janus'un ayı") olarak isimlendirilmiştir. Türkçe'de Ocak ayının ismi "fırın" sözcüğünden gelmektedir. Kış aylarında yemek pişirmek adına ateş yakılan yere "ocak" denir ve Ocak ayı, adını buradan almaktadır. Ancak aslen "ocak" sözcüğünün tarihini Divan-ı Lugati't Türk'e, yani 1073'e kadar takip etmek mümkündür. Bu sözlükte "oçak" sözcüğü, Arapçadaki "al-kānūn" sözcüğünün karşılığı olarak verilmektedir. Hatta ilginç bir ek bilgi olarak, Arapçada Aralık ayı "kanun-u evvel" olarak da bilinir: Yani Aralık, "Ocak'tan önce" anlamına gelmektedir.

Şubat (February)
Eski İngilizcede Februarius olarak geçmektedir. Romalılar her Şubat ayının 15. gününde imparatorluklarının daha iyi bir yaşama odaklanabilmesi için "arınma festivalleri" düzenliyorlardı. Bu festivallerde, vücutlarını temizleyip arındıracak her türlü malzemeye februa denmekteydi. Bu da, Antik Roma'daki arınma tanrısı Februus'tan gelmektedir. İşte İngilizcedeki "february" sözcüğü de buradan gelmektedir. Türkçeye ise Şubat ayı Süryaniceden gelmiştir. Kökeni "şabat" sözcüğüdür. Aynı zamanda şubāṭ, Rumi takviminin 11. ayına, şəbāṭ ise Süryani takviminin 11. ve son ayına denk gelmektedir. Şabat; "dinlenilen gün" anlamına gelmektedir. Tarım toplumu olan Anadolu Süryanilerinin kışın son ayı olan Şubat ayında, mevsim koşullarından dolayı tarımsal faaliyet göstemediklerinden dolayı evde kışın bitmesini beklemelerinden ve dinlenmelerinden kaynaklanmaktadır. Nişanyan Sözlük'e göre sözcüğün kökeni Akatçada "şabāṭu", yani "vurma, çarpma, yıkma" anlamındaki sözcükten de türetilmiş olabilir; ancak bunun kökeni kesin değildir.

Mart (March)
Mart ayının isminin söylenişi ve anlamı birçok dilde benzerlik göstermektedir. Almanca da März , Fransızca'da Mars, İspanyolca'da Marzo ve Hollandaca'da Maart olarak isimlendirilmiştir. Bu kelimelerin ortak kökeni, Roma Savaş Tanrısı Martius'tur. Mart ayının Latincesi Martius mensis yani "Mars'ın ayı"dır. Mars ise Martius kelimesinin zaman içerisinde değişiminden gelmektedir. Martius ise Arkaik Latincedeki maurs veya mavors sözcüğünden türetilmiştir - ki bu sözcükler, "öldürgen" anlamındadır.

Nisan (April)
Latincesi Aprilis olan Nisan ayı, anlamını yine Latincede "aperire" (açmak) kelimesinden almaktadır. Ağaçların çiçek açmaya başladığı mevsimi ifade etmektedir. Yunancada ise Nisan ayı Απρίλιος (Aprillius) olarak isimlendirilmiştir. Kelime, anlamını Güzellik Tanrıçası olan Aphrodite'in kısaltması olan Aphro'dan almıştır. Türkçesi ise Farsça (Nisan), Süryanice (Nisanna), Sümerce (Nisag)'den gelmektedir. Kelime anlamı Akatça ve Sümercede "ilk meyve", "yılın ilk ayı", "taze mahsül", "tufanda" gibi anlamlara sahiptir. Aşık Paşa'nın 1330 tarihli Garibname'sinde "çünki gökden indi nīsān ḳaṭresi" şeklinde kullanılmaktadır. Sözcük, aynı zamanda Arapçada "Rumi takviminin ikinci ayı" olarak kullanılmaktadır.

Mayıs (May)
Fransızcası Mai, eski İngilizcesi ise Maius'dur. Anlamını yine Romalılar'dan; Yağmur Tanrıçası olan Maia'dan almaktadır. Bereket ve bitkileri büyüten Tanrıça olarak da bilinir. Latincesi Maius menelis'dir (Maia'nın ayı). Sözcük, Türkçe'ye de Latinceden geçmiştir. Kelime anlamı "taze, yaş sığır gübresi"dir. Bu dönemlerde yağmur yağışı yüksek oranda olduğundan dolayı bu isim verildiği düşünülmektedir. Nişanyan Sözlük'e göreyse sözcük, "*mag-ia" sözcüğünden türetilmiştir ve bu sözcüğün yazılı bir örneği bulunmamaktadır.

Haziran (June)
Eski Fransızca'da Juin, eski İngilizce'de ise Junius, Latincesi ise yine Junius menelis'tir (Juno'nun ayı). Kelime anlamı Roma mitolojisinde gençliği sembolize eden ve doğumla da ilişkilendirilen Juno Tanrısı'ndan gelmektedir. Türkçeye ise Süryanicede "sıcak" anlamına gelen "hazıran" sözcüğünden gelmiştir (Arapçada ḥazīrān olarak geçmektedir).

Temmuz (July)
İngilizcesi Julie, Latincesi Julius olan ve "Julius'un ayı" anlamına gelen Temmuz ayı, Türkçeye ise Süryaniceden (tammūz sözcüğünden) pek bir değişikliğe uğramadan geçmiştir. Roma İmparatoru olan, politik ve askeri lider Julius Caesar'a ithafen Gregoryen takviminde bu aya "July" ismi verilmiştir. Eski Türkçede "çok sıcak" ve "cehennem" anlamına gelen "tamu-z" kelimesi kullanılmaktaydı. Türkçede bu aya "orak ayı" veya "ot ayı" denmektedir. Ayrıca sözcüğün kökeni olan Tammūz, bir Babil ve Asur tanrısıdır (Sümerler'de Dumuzi olarak bilinir). Verimlilik tanrısı olan bu tanrının, baharda doğaya can verdiğine inanılırdı.

Ağustos (August)
Latincede Augustus menilis, yani "Augustustun ayı" olarak isimlendirilmiştir. Latincede augere, "artmak, büyümek, yücelmek" anlamına gelmektedir. Ağustos ayı ise adını Roma'nın ilk imparatoru olan Ceasar Augustus'a ithafen almıştır. Augustus'un doğumdaki adı aslen Gaius Octavius Thurinus'tur; ancak sözcüğün "yücelme" anlamından ötürü bu lakabı almıştır. Tıpkı Julius Ceasar'ın ayı olan Temmuz ayının (July) 31 gün çektiği gibi kendi ayında da 31 gün olmasını istediği için Ağustos ayında da 31 gün vardır. Augustus, Cleopatra'nın öldüğü döneme denk geldiği için bu ayın, takvimde bulunduğu yere yerleştirilmesini istemiştir. Bu ay değişikliği yapılmadan önce Mart ayı ile başlayan Roma takviminde Ağustos ayı 6. ay olduğu için Latince'de Sextilis menelis (6. ay) olarak isimlendirilmekteydi. Türkçeye ise yine Latinceden geçmiştir. Türkçede bu aya "Harman ayı" denir. Türkçe kökenleri Piri Reis'in 1521 tarihli Kitab-ı Bahriye'sine kadar gider.

Eylül (September)
İngilizce kökeni septembre, Latince kökeni ise September'dir. Latince'de septem- yedi (7) demektir. Latince'de October menelis olarak adlandırılır. Türkçe anlamı ise "yedinci ay"dır. Bu ay adını ilk Afrika kökenli Roma İmparatoru olan Septimus Severus'dan almaktadır. Türkçeye ise Arapçadaki aylūl sözcüğünden, Arapçaya ise Süryanicedeki elūl sözcüğünden, Süryaniceye ise Akatçadaki elūlu sözcüğünden geçmiştir - ki bu sözcük, Nişanyan Sözlük'e göre "hasat festivali, bu festivalin yapıldığı ay" sözcüğü ile eş kökenlidir. Bazı diğer kaynaklara göre ise Eylül ayı Akadların 6. ayı olduğu ve "sevinçten haykırmak" anlamına gelmektedir.

Ekim (October)
İngilizce kökeni Octobre, Latince kökeni ise October'dir. Octo- kelime kökünün anlamı ise 8'dir ve Roma takvimine göre bu ay 8. aydır. Türkçeye ise bu ayda tarlalara ekim yapıldığından dolayı Ekim ismi verilmiştir. Bu sözcüğün ve bundan sonraki iki ayın Türkçe isimlerinin dilimize girişi çok yenidir: 10 Ocak 1945 tarihli yasayla, eski Türkçede "teşrinievvel" ya da "Birinci Teşrin" olan ayın adı "Ekim" olarak değiştirilmiştir. Buna bağlı olarak Teşrinisani ayı "Kasım", Kanunuevvel ayı "Aralık", Kanunusani ayı da "Ocak" olarak değiştirilmiştir.

Kasım (November)
İngilizce kökeni Novembre, Latince kökeni ise Noverber olarak bilinmektedir. Kasım sözcüğü Türkçeye Arapçadan geçmiş olduğu düşünülmektedir ve Arapçada ḳāsim sözcüğü "bölen, taksim eden" anlamına sözcüğünden gelmektedir. Asırlar önce Anadolu'da halk yılı kasım, kasım günleri ve hızır, hızır günleri olarak ikiye ayırırdı. Hızır günleri 6 Mayıs günü başlar ve Kasım ayına kadar sürerdi. Bu yüzden bu aya Kasım denildiği düşünülmektedir.

Aralık (December)
İngilizce ve Fransızca kökeni Decembre, Latincesi December olan bu ay Roma takviminde 10. ay olarak bilinir. Bu ayın Latince anlamının kelime kökü decem- on (10) anlamındadır. Eski Türkçede bu ay Kânunuevvel iken Cumhuriyetten sonra Aralık denmeye başlanmıştır. Belli kaynaklara göre bunun sebebi Kasım ayı ile Ocak ayı arasında kaldığı için olduğu düşünülmektedir. Sözcüğün tarihini 1390 tarihindeki "Beni-Fezare ile Beni-Abs aralıkın [arasını] ıslah etdi." satırlarına kadar takip etmek mümkündür.
 

Baybars

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
13 Tem 2020
Mesajlar
45
Beğeni
143
Puanları
33
Dilimizdeki gün İsimleri nereden gelmiştir

Pazartesi
Birçok uygarlıkta Pazar günü uzun bir süre boyunca haftanın ilk günü olarak sayılmıştır. Hatta halen bazı Batılı ülkelerde Pazar günü, haftanın ilk günü olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle Pazartesi, isminden de anlaşılabileceği gibi "Pazar Ertesi" anlamına gelecek şekilde kullanılan bir sözcüktür. "erte" sözcüğü, asırlar öncesine kadar dayanmaktadır. 1000'li yıllardan önce Uygurca Budist metinlerde "érte", yani "gün" veya "gün doğumu" anlamında kullanılmıştır. Gün doğumu, yeni bir günün başlangıcıyla ilişkilendirildiği için bu şekilde adlandırılmıştır. Sonradan 1073 yılında Divan-i Lugati't Türk'te "értelemek" sözcüğü "işe kalkmak" ile ilişkilendirilmiştir. 1390 civarında yazılan Kısas-ı Enbiya'da ise ilk defa e üzerindeki çizgi kalkmış ve "ertelemek" olarak kullanılmıştır. Bu sözcük, eski Türkçede "sabah" olarak da kullanılmaktadır.

Salı
Bir önceki anlatımla paralel olarak, Salı sözcüğü de oldukça ilginç bir anlama sahiptir. Salı, "Üçüncü Gün" demektir. Normalde Salı, birçoğumuz için "ikinci gün" olsa da, aslen hafta Pazar ile başladığı için sözcük de buna göre anlam kazanmıştır. Salı sözcüğünün ilk kullanımına Filippo Argenti tarafından yazılan Regola del Parlare Turco isimli eserde, 1533 yılında rastlamaktayız. Sözcük, orijinal olarak "salí" olarak yazılmıştır. Arapçada ise "Yevmü's-selāse" ya da "yawm aṯ-ṯalīṯ", yani "üçüncü gün" olarak geçmiştir. Salı, "selase" sözcüğünden dilimize girmiştir.

Çarşamba
Bu sözcüğün tarihi de oldukça ilginçtir. İlk olarak 1303 yılındaki Codex Cumanicus'ta Farsça ve Türkçe karışımı bir dille "čaar sanbe" olarak geçmektedir. Kelime anlamı "Dördüncü Gün"dür. Farçadaki "çaharşanba", yani "haftanın dördüncü günü" kalıbından dilimize geçmiştir. İlginç bir şekilde Farsçada "şabba" ya da "şanba" aynı zamanda Cumartesi günüdür. Dediğimiz gibi bu gün, birçok toplumda eskiden "haftanın son günü" olarak görülmekteydi. Dolayısıyla Çarşamba, Cumartesi'den sonraki 4. gün idi. "şamba" sözcüğü de, İbrani ve Aramicedeki "şabāt" sözcüğünden Farsçaya geçmiştir. Şabat, "dinlenme günü" olarak bilinmektedir. Bu da oldukça mantıklıdır, çünkü Sevan Nişanyan'ın Çağdaş Türkçenin Etimolojisi sözlüğünde not ettiği gibi, "yedi günlük hafta düzeni MÖ 6. yy'dan itibaren Yahudi toplumundan, ortak Arami kültürü vasıtasıyla, çevre kültürlere yayılmıştır."

Perşembe
Perşembe, 1300'lü yıllardan öncesine dayanan ve Orta Asya'da keşfedilmiş bir Kuran tefsirine kadar giden bir sözcüktür. Borovkov tarafından yazılan analizde sözcük "penc şembe", yani "Beşinci Gün" olarak geçmektedir. "Panc", Farsçada "beş" anlamına gelmektedir.

Cuma
Diğer günlerden farklı olarak İslam tarafından etkilenen toplumlarda özel bir yeri olduğuna inanılan Cuma gününün adı, 1341 yılında yazılan Tezkiretü'l Evliya'ya kadar gitmektedir ve orada "cumˁa" olarak geçmektedir. Doğrudan Arapçadan dilimize geçen bu sözcük, "toplanma günü" anlamına gelmektedir ve Cuma Namazı'na işaret etmektedir. Arapçadaki "cm" ya da "cmm" kökü, "toplama, toplanma, topluluk" anlamlarına gelmektedir. Cami, cemevi, cima, cumhur, cumhuriyet, cümbür cemaat, camia, icma, içtima, mecmua, cemaat, cemiyet, Cuma gibi sözcükler hep aynı kökten türetilmiştir. Ancak dilimizdeki "Cem" erkek isminin bu kök ile hiçbir alakası olmadığını da belirtmekte fayda var; isim olarak kullanılan Cem Farsçadır; Arapça değil.

Cumartesi
Cumartesi de, tıpkı Pazartesi gibi sonradan türetilmiş bir sözcüktür. "Cuma ertesi" anlamına gelmektedir. Kendi başına özel bir anlamı yoktur.

Pazar
Geldik bizim için haftanın son gününe... Unutmayınız ki bu gün, aslen "ilk gün" idi. Tahmin edebileceğiniz gibi, ticaret merkezi olarak görülebilecek ve diğer anlamdaki "pazar", "pazaryeri" sözcüğünden gelmektedir. İlk olarak 1303 yılında Codex Cumanicus'ta "bazar" olarak geçmektedir. 1680 yılında Meninski tarafından yazılan sözlükte "bāzār güni" olarak bahsedilmektedir. Sözcük, Farsçadaki "bāzār", yani "çarşı, alışveriş edilen yer" anlamına gelen sözcükten gelmektedir. Macarcadaki "vásár", yani "pazar" veya "vásárnap" yani "Pazar günü" sözcüklerinden gelmiş olabileceği de düşünülmektedir.
 

Baybars

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
13 Tem 2020
Mesajlar
45
Beğeni
143
Puanları
33
İngilizcedeki, Latincedeki veya Yunancadaki gün adları

Pazar (Sunday)
İngilizcede Güneş, "Sun" sözcüğü ile karşılanmaktadır. Dolayısıyla Pazar günü, "Güneş günü" anlamına gelmektedir. Latincede de aynı şekilde "dies solis", yani Güneş Günü olarak bilinmektedir. Bunun haricinde Orta İngilizcede "sone(n)day" ya da "sun(nen)day" olarak, Eski İngilizcede "sunnandæg" olarak, Germencede "sunnon-dagaz", Antik Yunancada "hemera heli(o)u" olarak geçmektedir. Bunların hepsi aynı anlama gelmektedir.

Pazartesi (Monday)
İngilizcede Ay, "Moon" sözcüğü ile karşılanmaktadır. Dolayısıyla Pazartesi günü, "Ay günü" anlamına gelmektedir. Latincede de aynı şekilde "dies lunae", yani Ay Günü olarak bilinmektedir. Bunun haricinde Orta İngilizcede "monday" ya da "mone(n)day" olarak, Eski İngilizcede "mon(an)dæg" olarak, Antik Yunancada "hemera selenes" olarak geçmektedir. Bunların hepsi aynı anlama gelmektedir.

Salı (Tuesday)
Salı gününün İngilizce karşılığı olan "Tuesday", aslen "Tiu's Day", yani "Tiu'nun Günü" olarak bilinmektedir. Tiu, Nors Mitolojisi'ndeki Germen tanrılarından hukuk ve kahramanca kazanılmış zafer tanrısı Týr'den türetilmiştir. Bu tanrı, İngiliz/Germen tanrılarından gök ve savaş tanrısı olan Tiu ya da Twia'dır. Týr, Eski İngilizcedir ve modern İngilizceye "Tue" olarak geçmiştir. Bunun haricinde Orta İngilizcede "tiwesday" ya da "tewesday" olarak, Eski İngilizcede "tiwesdæg" olarak geçmektedir. İlginç bir şekilde, "Salı" sözcüğü Latincede "dies Martis" yani "Mars Günü" demektir. Mars, Romalı Savaş Tanrısı'dır. Antik Yunancada ise "hemera Areos", yani "Ares Günü" olarak geçmektedir. Ares, Yunan Savaş Tanrısı'dır.

Çarşamba (Wednesday)
Çarşamba gününün İngilizce karşılığı olan "Wednesday", aslen "Woden's Day", yani "Woden'in Günü" olarak bilinmektedir. Woden, Anglosakson ve Germen mitolojisindeki "Baş Tanrı"dır. Vahşi Av olarak bilinen olayın lideridir. Woden sözcüğünün kökeni olan "wod" sözcüğü "vahşice çılgın", "en" eki ise "liderlik" anlamına gelmektedir. Bir diğer deyişle Woden, "vahşice çılgın lider" demektir. Bunun Nors Mitolojisi'ndeki karşılığı Odin'dir. Bunun haricinde Orta İngilizcede "wodnesday" ya da "wednesdai" olarak, Eski İngilizcede "wodnesdæg" olarak geçmektedir. İlginç bir şekilde, "Çarşamba" sözcüğü Latincede "dies Mercurii" yani "Merkür Günü" demektir. Merkür, Romalı ticaret, seyahat, hırsızlık, güzel konuşma ve bilim Tanrısı'dır. Ayrıca diğer tanrıların mesajcısıdır. Antik Yunancada ise "hemera Hermu", yani "Hermes Günü" olarak geçmektedir. Hermes, Yunan ticaret, icat, aldatma ve hırsızlık tanrısıdır. Aynı zamanda diğer tanrıların mesajcısıdır. Bunun ötesinde gezginler ve dolandırıcıların başı olarak bilinir.

Perşembe (Thursday)
Perşembe gününün İngilizce karşılığı olan "Thursday", aslen "Thor's Day", yani "Thor'un Günü" olarak bilinmektedir. Thor, Nordik şimşek tanrısıdır. Keçiler tarafından çekilen bir araç ile seyahat etmesi ve Miölnir isimli çekici üretmesiyle bilinir. Aesir'in koruyucusudur ve yazgısında Midgard Serpent'i öldürmek varken onun tarafından öldürülen tanrıdır. Orta İngilizcede "thur(e)sday" olarak, Eski İngilizcede "thursdæg" ya da "thunresdæg" (Şimşek Günü) olarak, Eski Norsçada "thorsdagr" olarak geçmektedir. İlginç bir şekilde, "Perşembe" sözcüğü Latincede "dies Jovis" yani "Jüpiter Günü" demektir. Jüpiter, Romanın kudretli tanrısıdır ve Roma devletinin sahibidir. Yıldırım ve şimşek yaratmasıyla bilinir. Antik Yunancada ise "hemera Dios", yani "Zeus Günü" olarak geçmektedir. Zeus, Yunan göklerin tanrısıdır. En üstün tanrı olarak bilinir.

Cuma (Friday)
Cuma gününün İngilizce karşılığı olan "Friday", aslen "Freya's Day", yani "Freya'nın Günü" ya da "Özgürlük Günü" olarak bilinmektedir. Freya (ya da Friya), Germenik mitolojideki aşk, güzellik ve üreme tanrıçasıdır. Nors Mitolojisi'ndeki Freya ile aynıdır. Valkyries'in lideri ve Vanir'lerdendir. Almanya'da genellikle Frigg ile karıştırılır. Frigg ise Germenik bulut, gökyüzü ve evliliğe dayalı aşk tanrısıdır. Odin'in eşi olarak bilinir. Aesir'lerdendir. Orta İngilizcede "fridai" olarak, Eski İngilizcede "frigedæg" geçmektedir. İlginç bir şekilde, "Cuma" sözcüğü Latincede "dies Veneris" yani "Venüs Günü" demektir. Venüs, Romalı güzellik ve aşk tanrıçasıdır. Antik Yunancada ise "hemera Aphrodites", yani "Afrodit Günü" olarak geçmektedir. Afrodit, Yunan aşk ve güzellik tanrıçasıdır.

Cumartesi (Saturday)
Cumartesi gününün İngilizce karşılığı olan "Saturday", aslen "Saturn's Day", yani "Satürn'ün Günü" olarak bilinmektedir. Satürn, Roman ve İtalyan mitolojisinde tarım tanrısıdır. Onun hükmünde Dünya'nın mutluluk ve erdem ile yönetildiğine inanılmaktadır. Orta İngilizcede "saterday" olarak, Eski İngilizcede "sæter(nes)dæg", Latincede "dies Saturni", Antik Yunancada "hemera Khronu" (Cronus'un Günü) olarak geçmektedir. Cronus (ya da Kronos), Evren'e hükmetmiş bir titandır ve Zeus tarafından yenilerek alt edilmiştir.

Anlayacağınız, batılı toplumlarda mitolojinin günlük yaşam üzerindeki etkisi çok daha hissedilir ve nettir.
 
Üst